|
|||||||||||||
8 Mart Dünya Kadınlar Günü - Ali ÖZPeki Ya Engelli Kadınlar !ŞULE TÜZÜLPek çok şeyi içinde yaşarken değil de, yaşayıp bitirdikten, zamanın süzgecinden geçirip demlendirdikten sonra farkederiz. İçinde yaşarken bizi öfkelendiren, üzen, tahammül edilmez, dayanılmaz sandığımız şeyler, geçmişin sayfalarında sararırken, ne zaman o sayfaları açsak gülümsetir bizi bazen. 2008’in 8 Mart’ında kutlanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ise, her nasılsa, bir baktım; öfkemi, kızgınlığımı, çaresizliğimi ve tahammülsüzlüğümü bir kenara koyuvermişim, sapla samanın birbirine karıştığı bir dolu söyleme gülümseyip duruyorum. Sanırım artık sinirlerim yeterince bozuldu, bedenim ve ruhum kendini savunmaya aldı. Sanırım delirdim, çünkü televizyonu açtığımda karşıma çıkan programlar, görüntüler, gazetelerde okuduğum haberler aklımın alacağı şeyler değil. Bütün dünya birden delirmiş olamayacağına göre, ben deli olmalıyım. Programın birinde koca koca adamlar kadınlar, kendilerine eş arıyor, hem de ne arama, aman tanrım o ne muhabbetler, hele ki program sunucusunun yorumları değme çöpçatanlara taş çıkartır. Gazetelerde sevgili Başbakanımız’ın yeni söylemi: aman kadınlar en az üç çocuk doğurun, neslimiz tükeniyor! Ama Sayın Başbakanım, siz daha yeni tesettüre özgürlük diye kafamı karıştırdınız, ben daha tesettür ve özgürlük sözcüklerinin anlamlarını yanyana getirip özdeşleştirmeye uğraşırken şimdi bu da nerden çıktı? Bu ülkede hala açlıktan ölen bebekler varken, okuma yazma oranı ile hala gelişmemiş ülkeler sıralamasında başı çekerken, üniversite kapılarında milyonlar beklerken, üniversiteli işsiz sayısı her yıl daha da artarken, tamam doğuralım bir sürü çocuk da, nasıl olacak şimdi bu çocukların geleceği? Akıl sağlığımı korumak için şöyle aklı başında birileri konuşsa da duysam diye boşuna bekliyorum. Osman Yağmurdereli de şöyle buyurmuş: kızlarımız evlenene kadar zaten anne babasının dediği gibi giyinmiyor mu, e sonra da kocasının dediği gibi giyinmiyor mu, e ülkede demokrasi var, siz (yani benim gibi özgürlük diye kendini yırtan solcu ve sosyal demokrat bozuntuları) ne diye karışıyorsunuz insanların ne giyip ne giymeyeceğine? Cüneyt Zapsu’nun kelamını burda yazamayacağım, evet akıl sağlığım bozulmuş olabilir, ama çok şükür terbiyem henüz o kadar bozulmadı, alıntı bile yapamayacağım o cümleyi. Madem herkes bu kadar özgürlük düşkünü, neden kimse töreye kurban giden kadınlardan hiç bahsetmiyor? Daha ergenliğine girmeden tarikat şeyhlerine, aşiret ağalarına peşkeş çekilen, üç beş altın parasına babaları tarafından erkeklere eş diye satılan kız çocuklarından kimse neden bahsetmiyor? Çağdaş Türkiye’de hala kuma olarak yaşayan kadınlardan neden kimse söz etmiyor? Bu yaşananların adı da mı özgürlük?!... Peki ya hiç sözü edilmeyen kadının cinsel kimliği? Bu ülkede yaşayan kadınların cinsel özgürlüğü? Tesettür ve özgürlük sözcüklerini yanyana getirmeyi başaran zihniyet, kadının cinsel özgürlüğü gibi bir kavramı gündemden silmeyi başarmış görünüyor. Bu zihniyeti mi tebrik etmeli, türbana özgürlük diye yürüyen kadın derneklerini ve feministleri mi, bilemedim… Aslında size, engelli kadınlardan bahsetmek istiyordum, engelli oldukları için bütün kimlikleri ile birlikte kadın kimlikleri de yokedilen engelli kadınlardan, cinsel kimliklerini asla yaşayamadan ölüp giden engelli kadınlardan… Düşünceleri engelsiz, fikirleri engelsiz, başları açık ama toplum tarafından, toplumun engelli düşünenleri tarafından bedensel engelleri üstlerine zorla giydirilmiş, sokağa çıkamayan, çıksa da ötekileştirilerek reddedilen, görmezden gelinen, yok sayılan engelli kadınlardan… Ama yoruldum… Gülümsemek de istemiyorum şimdi. Kadın kimliğini, kadının başındaki örtüye, nereye nasıl girileceğini kadının başındaki örtünün şekline odaklayan bir ülkede, engelli bir kadın bedeni kime ne ifade eder ki?... Kadının adı yok. Kadının adını yok eden bu ülkenin erkeklerine sesleniyorum: Kadınlar gününüz kutlu olsun! MART 2008 Özgeçmiş: Ali ÖZAnkara Siyasal Bilgiler, Basın Yayın Yüksek Okulu (Ankara İletişim Fakültesi) Radyo Televizyon bölümü mezunudur.
Fotoğrafa 1979 yılında elindeki kısıtlı para ile edindiği bir makine ve bir agrandizör ile başladı. Fotoğrafı kendisine en yakın iletişim aracı olarak gördü ve düşüncelerini şöyle özetledi yıllar önce yapılan bir söyleşide "İnsan açlığa katlanabiliyor ama sevgisizliğe, tutkusuzluğa ve amaçsızlığa katlanamıyor .Benim de insan sevgimin odaklandığı, en dolaysız ve en somut bir sesleniş aracı oldu fotoğraf sanatı"
Proje sahibine iletmek istediğiniz mesajı form aracılığıyla gönderebilirsiniz.
|
|
||||||||||||
|
|||||||||||||