Ana Sayfa > Fotoğraf Yazıları



İkinci Körfez Savaşında Fotoğraf ve Propaganda

Ali Bayraktaroğlu

Fotoğraf:

İletişim araçları arasında dönemlerin, yaşanan olayların, acıların ve sevinçlerin hatırlanmasında fotoğraf hiç şüphesiz en önemli araçtır. Fotoğrafın anı somutlaştıran durağan yapısı, insanlığı yaşananlara karşı tanıklık etmeye davet ederek, hayata karşı durup, düşünmeye sevk etme özelliğine sahiptir. Kitlelerin bakış açısını değiştirebilme gücüne sahip olmasından ötürü, gelişen dünya ve teknolojik yaşam koşulları karşısında gücünden hiç taviz vermemiş olan fotoğraf, zaman ve mekan içinde dondurulmuş bir kesit olarak tanımlanabilir.[1]

 

Fotoğraf:

 

İletişim araçları arasında dönemlerin, yaşanan olayların, acıların ve sevinçlerin hatırlanmasında fotoğraf hiç şüphesiz en önemli araçtır. Fotoğrafın anı somutlaştıran durağan yapısı, insanlığı yaşananlara karşı tanıklık etmeye davet ederek, hayata karşı durup, düşünmeye sevk etme özelliğine sahiptir. Kitlelerin bakış açısını değiştirebilme gücüne sahip olmasından ötürü, gelişen dünya ve teknolojik yaşam koşulları karşısında gücünden hiç taviz vermemiş olan fotoğraf, zaman ve mekan içinde dondurulmuş bir kesit olarak tanımlanabilir.[1]

 

 

 

II. Dünya Savaşından bu yana fotoğraftan, bilinci yönlendirebilen, kamuoyu oluşturabilen bir araç olarak kitle iletişim araçlarında, kamuoyunu ilgilendiren konularda halkın en önde gelen enformasyon kaynağı[2] olarak toplumsal sorunların zamansal sınırlılıklar kapsamında saptama ve çözümleme yapmaya yardımcı olması şeklinde yararlanılmaktadır. Bu yararlanmanın platformu yayıncılık bağlamında gazete, dergi ve ajans üçgeninde gerçekleşirken, kitleler fotoğraf tüketen topluluklar haline getirilmişlerdir.

 

 

 

Mitchell, fotoğraf tüketiminin günümüzde hemen her yere yayılmasını, yirminci yüzyıl kültürünün en karakteristik özelliği olarak, dikkatin görselliğe kayması şeklinde nitelemiş, fotoğraf tüketen ve görüntüye bağımlı kitlenin göstergesi olarak gördüğü medyanın, “kelime baskın” (dominant) biçimden, “görüntü baskın” medya şekline dönüştüğünü[3] ifade etmiştir.

 

 

 

Fotoğrafın geniş kitleler tarafından anlaşılabilirliği ve toplumsal boyutta kullanılabilen bir kitle iletişim aracı olma özelliği, yaşadığımız günlere damgasını vuran savaşla birlikte genelde görüntülerin, özelde ise fotoğrafların etkili biçimde medyada yer alması biçiminde gerçekleşmektedir. Görsel yoğunluğun sembolü olarak sunulan fotoğrafın, propagandanın bir aracı haline nasıl dönüştüğü bu makale kapsamında incelenecektir.

 

 

 

Görüntünün Toplumsal Boyuttaki Etkisi:

 

Vietnam Savaşından bu yana görece en görsel savaş haline gelen 2. Körfez Savaşında görsel malzemenin, kamuoyunun bilincini yönlendirebilme yetisi üzerine kurulduğu söylenebilir. Bilindiği gibi; Vietnam Savaşında haberciler askerlerle beraber hareket ederek sınırsız görüntü olanağına sahip oldular ve elde ettikleri görüntüleri görece sansürsüz olarak gazete ve dergiler aracılığı ile topluma aktardılar. Benzer bir biçimde İkinci Körfez Savaşında da askerlerle beraber habercilerin de birlikte hareket ettikleri görülmektedir.

 

 

 

Askerler ve habercilerin aynı ortamda çalışmalarının iletişim literatüründeki karşılığı “embedded” (iliştirilmiş) olarak tanımlanmıştır. Embedded kavramı İkinci Körfez Savaşı ile birlikte anılsa da, geçmişi Dünya Savaşlarına kadar gider. Ancak yoğun biçimde kullanılışı göz önüne alındığında ise çıkış noktası Vietnam Savaşıdır. Bilindiği gibi Vietnam Savaşı askerler ile habercilerin oldukça yoğun bir biçimde bir arada çalıştıkları bir savaştır. Dışa giden bilgiyi kontrol etmenin en kestirme yolu olarak yorumlayabileceğimiz bu kavramla, savaşa ilişkin görüntülü haberler, tarafların istediği doğrultuda kullanımının kontrolünü sağlamak açısından oldukça önemli bir görev üstlenmektedir. Bu perspektiften bakıldığında Vietnam Savaşının yaşanan en görsel savaş olmasının nedenleri açıkça ortaya çıkmaktadır.

 

 

 

Vietnam’da savaşa ilişkin görüntülerin alınması, dağıtılması ve kullanılması konusunda basına gösterilen kolaylıkların kamuoyunda savaş aleyhtarı gösterilerin artmasına sebebiyet verdiği görüşünde olan Başkan Nixon; Vietnam Savaşında medyanın kendilerinden çok düşmanın lehine çalıştığını öne sürerek savaş meydanının kapılarını foto muhabirlerine kapatmıştır.”[4] 

 

 

 

Vietnam’da savaşı kaybetmenin nedeni olarak toplum ya politikacıları, ya medyayı ya da her ikisini birden suçlamasına karşın Daniel Hallin, savaşı medyanın kaybetmediğini aksine politik tavrın belirlenmesinde medyanın davranışının toplumsal bilincin oluşması bağlamında bir oydaşma sağladığını[5] ifade etmiştir. Hallin’in dediklerinden açıkça anlaşılabilecek olan şey bilinçli bir biçimde kullanıldığında görüntülerin toplumsal yaptırımların önünü açabilirliğidir.

 

 

 

 Görüntülerin toplumsal platformda düşünceleri yönlendirebilme ve ortak payda sağlayabilme yetisi bağlamında verilebilecek en somut örnek televizyondur. Erdoğan ve Alemdar’ın belirttiği gibi; “Televizyonun merkezileşmiş öykü anlatma sistemi sayesinde her izleyici eve bir ortak imajlar ve iletiler dünyası getirerek gelecekteki tercihleri ve kullanışları etkileyen tutumlar ekebilmektedir.”[6] görüşüne Lippmann’ın “Bireylerin kafalarındaki görüntüler doğrultusunda hareket ettikleri”[7] görüşünü de eklediğimiz zaman 1991’deki Körfez Savaşı’nın tek boyutlu olarak CNN tarafından naklen görselleştirildiğini ve bu tek boyutlu görselleşmenin Amerikan çıkarları doğrultusunda toplumsal düşünce yapısını geliştirdiği görebilmekteyiz.

 

 

 

Tek boyutlu naklen savaş yayını, günümüzde seyrini çok kanallı ve bol görüntülü savaş yayını haline dönüşmüştür. Farklı kanalların devreye girmesi ile tek taraflı bilgi akışının önü kesilmiş, Eugene Smith’in “Onların nasıl yaşadıklarını toplum görünce, pek çok şey değişecek.” [8] deyişinde olduğu gibi pek çok şeyin gösterildiğinden farklı olduğunun ortaya çıkmasını sağlamıştır.

 

 

 

CNN’in tek taraflı haber aktarımı İkinci Körfez Savaşında da devam etmiştir. Ancak, El Cezire televizyonu aracılığı ile tek taraflı yayın akışı, savaşa dair görüntülerin etkisine farklı bir boyut getirmiştir.

 

 

 

Bölünen ekranlardan naklen yayımlanan savaşa dair görüntüler incelendiğinde, CNN ekranlarından “genel plan” biçimde aktarılan bombardıman görüntüleri havai fişek izlenimi etkisiyle görselleşirken, El Cezire televizyonu tarafından aktarılan “yakın plan” görüntüler savaşın dehşetine dair daha etkileyici bir görsellik ortaya koymaktadır.

 

 

 

Irak televizyonlarınca kamuoyu karşısında haksız duruma düşmemek açısından savaşın dehşetine dair görüntüler düzenli bir biçimde dünya kamuoyuna aktarılmıştır. Bombardımanların sivil halk üzerindeki etkisine dair dünya kamuoyunun bilgilenmesine katkıda bulunan görüntüler gerçeği gösterdiği sürece evrensel boyutta saygın bir anlam kazanırken; saklayıp, çarpıtıp, kurguladığı sürece de propagandanın bir aracı olarak anılmasını sağlayacaktır.

 

 

 

Televizyon aracılığı ile yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen görüntüler, gerek yaşanan sürecin ansal boyuttaki sembolik ifadesi olarak, gerekse kamuoyu bilincini farklı bir boyuta yönlendirmenin göstergesi şeklinde fotoğraf halinde bir propaganda yöntemi olarak topluma sunulmaktadır.

 

 

 

“Fotoğrafın propaganda açısından silah olarak kullanıldığını”[9] ifade eden Berger’in de belirttiği gibi toplumun nabzını tutmak amacıyla herhangi bir eylemin öncesinde ve sonrasında iktidar tarafından kamuoyu oluşturmak amacıyla kitleler görüntü bombardımanına tutulurlar. Bu süreç içinde iktidar bir baskı unsuru olarak iletişim kanallarına doğrudan etkide bulunabilir ve hangi görüntünün yayınlanabilir, hangisinin yayınlanamaz olduğuna dair yaptırımda bulunabilmesi söz konusudur.

 

 

 

Amerikan çıkarları doğrultusunda görüntüler aracılığıyla kurgulanan propaganda mekanizmasının aktif bir biçimde işleyebilmesi, El Cezire televizyonunun alternatif görüntülerini yayımlamasını bir başka deyişle susturulmasını gerektirmektedir. Bu yüzden Amerikan askeri güçleri El Cezire televizyonunun birkaç kez bombalandığı bilinmektedir.

 

 

 

Genel anlamda görüntüler, özel anlamda ise fotoğraflar toplumları etkilemek, gündemde hiç olmayan bir şeyi gündeme getirmek, kamuoyunu oluşturmak amacı doğrultusunda uzun yıllardır kullanılmaktadır.

 

 

 

Alemdar ve Erdoğan, “Kitle iletişim araçları üzerindeki denetimin çeşitli olanaklar sağladığını”[10] iddia eder. Benzer biçimde Toffler da “Medyanın toplumsal görüşün şekillenmesini ve bilgiyi kontrol edenlerin gücü de elinde tutacağını”[11] öne sürmektedir.

 

 

 

Gücü elinde tutanlar, görüntülerin sahip olduğu gücü de kontrol ederler. Bu kontrol yayınlanacak olan görüntünün seçiminde, dağıtımında kendini yoğun biçimde hissettirir. Aynı zamanda müsadere ve sansür, kurgulama ve rötuşlama biçiminde ortaya çıkan bu etmenler doğru ve yanlış bilgilendirme biçiminde topluma yansımaktadır, diyen Stepan, “Basının görüntü ve yazı bileşimi sonucunda ortaya çıkardığı materyali doğru zamanla kullanmasını bilmesi gerektiğini belirterek, bunun enformasyon çağının görüntü propagandası olarak nitelemekte ve örnek olarak da gerek Körfez Savaşı, gerekse Balkan Savaşı sırasında dünyayı manipüle etmek amacıyla tüm taraflarca kullanıldığının altını çizmektedir.”[12]

 

 

 

Görüntü Propaganda Mekanizması İçin Bir İmtiyazdır.

 

Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yakalanan esirlerin ekranlarda gösterilmesinin Cenevre Sözleşmesi gereğince doğru olmadığını iddia ederken, söylemini bu görüntülerin toplumsal bazda aşağılanma hissi uyandırması üzerinden kurmaktadır.

 

 

 

Rumsfeld’in sözlerinden de anlaşılabileceği üzere; görüntüye sahip olmak demek birtakım ayrıcalıklara sahip olmak demektir. Görüntüler sayesinde yaşanan olayların doğrulayıcılığı ortaya çıkar, tuttuğunuz taraf belli olur. Dünya kamuoyuna görüntüler aracılığı ile yaşananlar hakkında görece gerçekçi ve/veya çarpıtılmış bilgiler verilir.

 

 

 

Stepan’a göre görüntü bir imtiyazdır. Eğer görüntüler sizin yanınızda ise işlerin istediğiniz doğrultuda gitmesine yönelik oldukça önemli bir şansa sahipsiniz demektir. Etkili lobicilerin arasında görüntü üreticileri, gerekli materyalleri dağıtmak için daima önemli bir konumda yer almaktadır.[13]

 

 

 

Eğer görüntü bir imtiyaz ise bu imtiyaza sahip olmanın ön koşulu görüntünün tutarlılığını gerektirir. Newmann’a göre “Sunulan görüntü ne kadar tutarlı olursa bu, ne kadar geniş bir kitlenin dikkatini başka noktalara yer bırakmadan üzerinde toparlayabilirse, önceden tasarlanan etkilerin ortaya çıkış olasılığı da o ölçüde artar.”[14]

 

 

 

Tutarlı görüntü demek yaşamın içinden gelen görüntü demektir. Çünkü, fotoğraf karelerine yansıyan görüntüler ile yaşadıklarımız arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu bağlamda fotoğraf, yaşamın içinden gelen, anlaşılması evrensel boyutta oydaşmaya sahip, ilgi çekici ve insani hisleri etkileyen yapısıyla hafızada kolayca kalabilen bir olgudur. Gördüklerimizi bize gösteren fotoğraflarda yaşanan olaya ve döneme referans teşkil edecek semboller yer almaktadır.

 

 

 

Görüntünün içinde bulunan bazen tek, bazen birden fazla olgu, o görüntüleri unutulmaz kılabilir. Yaşadığımız dönemin, veya kültürün tanımlanmasında bazı görüntülerin sembolleştiği iddia edilebiliriz. O görüntülerle, yaşanan döneme ilişkin kesin bir bağlantı kurulabilir.

 

 

 

Görüntülerde gösterilen/anlatılan sadece an değildir, yaşanan dönemdir. II. Dünya Savaşı Joe Rosenthal’ın, Iwo Jima da çektiği, dalgalanan bayrak fotoğrafı ile 11 Eylül saldırıları ise bir direğe Amerikan bayrağını çeken itfaiyecilerin görüntüsü ile sembolleşmiştir. İlk körfez savaşı petrol içinde çırpınan karabatak fotoğrafı ile anılırken, ikinci körfez savaşının nasıl bir fotoğrafla hatırlanacağı merak uyandırmaktadır.

 

 

 

İnsan bilincinin oluşmasında görüntü en önde gelen unsur olarak görür.[15] Görüntüler oldukça güçlü etkilere sahiptir. İma eder ve gösterdiği yaşanmışlığın ispatı olarak kabul edilir. İstatistiklerin sıklıkla değişmesi yazılan raporların içeriğinin de değişmesine sebebiyet vermesine karşın fotoğraflar hakikatin ve/veya dürüstlüğün bir izi olma özelliğine sahiptir. Objektif olduklarına yönelik inanç şimdiye kadar hiç sarsılmamıştır.[16]

 

 

 

Yaşadığımız dünyayı görünümler evreni olarak niteleyen Baudrillard’a göre bu bir caydırma evrenidir. Caydırmanın en önemli silahıysa görüntüler + söz = medyadır. Gerçeğin yada gerçekliğin tamamını görüntü veya sözlere dönüştürerek, gerçeği ya da gerçekliği teknolojinin yardımı ile saf dışı bırakan bu sistem, kitleleri bitip tükenmek bilmeyen bir görüntü, ses ve yazı bombardımanına tutarak onları ikna etmeye, yani kendisinin sağlıklı, güvenilir ve başarılı bir sistem olduğuna inandırmaya ve bu inancı ayakta tutmaya çalışmaktadır.”[17]

 

 

 

İkinci körfez savaşının başlamasıyla birlikte görüntüler caydırıcı birer element olarak kullanılmaya başlandı. Kitle iletişim araçları radyo, gazete, dergi, televizyon ve internet sayesinde propaganda yaşamın içine aktif bir biçimde yeniden girmiştir.

 

 

 

Wreford propagandayı çirkin bir kelime olarak görürken; “İlgi çekici enformasyon ve kanaat yayma işlemi olduğunu ifade eder. Lasswell ise belirli sembollerin manipülasyonu aracılığı ile kolektif tutumların yönlendirilmesi biçiminde tanımlar.”[18]

 

 

 

Propaganda da fotoğraf, egemen ideolojinin kitleleri yönlendirmek, denetlemek amacıyla etkin biçimde kullandığı araçlardan biridir. Akarcalı’ya göre “Propaganda kitleleri etkileme gücü ve derinlemesine tutum değişiklikleri yaratabilme kabiliyetine sahiptir.”[19]

 

 

 

Qualter, haberleşme araçlarının, tutumların biçimlendirilmesinde, kontrol altına alınabilmesinde veya değiştirilmesinde propaganda açısından etkin bir görev üstlendiğinin altını çizmektedir.[20]

 

 

 

Fotoğraf tek başına veya kullanıldığı iletişim aracının özelliklerine göre onun dilinde, anlamı çoğaltan, kurgulayan, saptıran, yücelten veya yaratılmak istenen etki doğrultusunda yeniden oluşturan etkili bir silaha dönüşmüştür.

 

 

 

Fotoğraflar eğer toplumu düşünmeye, harekete geçirmeye itecek güce sahip değillerse, işe yaramaz görüntülerden başka bir şey ifade etmez[21] diyen Abbottun, fotoğrafı toplumu harekete geçiren bir katalizör olarak görmektedir. Buradan da açıkça anlaşıldığı gibi fotoğraf, içinde mesaj barındırabilmesi ve provoke edici özelliğe sahip olmasından ötürü propaganda olgusunu içinde barındıran sihirli bir mermiyi andırmaktadır.

 

 

 

Dezenformasyon Yöntemi Olarak Fotografik Propaganda! 

 

ABD sadece teknolojik araç-gereçler ve ekonomide süper güç olmakla kalmayıp, aynı zamanda da iletişim araç gereçlerini topluma sunma, kullanma yada kullandıramama bağlamında da iletişimin süper gücü olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 

 

CNN, ABC ve Fox televizyonlarının spekülatif haber verme yarışına girdiği görülmekte; sürekli olarak Taha Yasin Ramazan ile birlikte üst düzey yetkililerden İzzet İbrahim ve Ali Hasan El-Mecit’in öldüğü, Saddam Hüseyin’in sedyede olduğu, oğullarının ise kayıp olduğunun yanı sıra Umm Kasrın düştüğü belirtilerek Amerikan halkı savaşın seyri hakkında yanlış bilgilendirilmektedir. Ancak, Nietzschenin “Hakikatin örtüsü kaldırıldığında, onun hakikat olarak kalacağını sanmıyoruz.”[22] İfadesini doğrularcasına 23 Mart 2003 Pazar günü Taha Yasin Ramazan’ın televizyonların karşısına çıkıp, durum hakkında dünya kamuoyuna demeç verirken görülmüştür. Öte yandan Saddam Hüseyin’in öldüğüne dair yayılan söylenceye dair inanılırlığı ortadan kaldırmak için Saddam Hüseyin’in de halk arasına çıktığı görülmüştür. Bütün yaşananlar göstererek ikna etmek ve/veya görüntü aracılığı ile manipüle etmek olarak yorumlanabilir.

 

 

 

Bombardıman sırasında yaralanan Iraklı sivillere yardım eden Amerikalı askerlere ait görüntülerin ajanslara dağıtıldığı ve bununla Amerika’nın Irak savaşına dair söylemi olan “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” çerçevesinde sadece Saddam Hüseyin’i hedef aldıkları ve sivillere zarar gelmesini istemedikleri beyanlarını meşrulaştırmaya çalıştıkları görülmektedir. Dağıtılan bu fotoğraf ile “bizim sivillere hiçbir kastımız yok” imajı gerek Irak gerekse dünya kamuoyunun beynine ekilmeye başlamıştır.

 

 

 

Ekranlarda yayımlanan Saddam’ın konuşmaları tartışma konuları haline dönüştürülmekte, gerçek mi, dublör mü olduğuna dair yapılan tartışmalarda eski uşaklardan metreslere kadar herkes kullanılmaktadır. Gözlüklü olarak el yazması notları okuyan Saddam Hüseyin’e ait bir başka gün yayımlanan görüntüler gözlüksüz halde olmasına karşın gözlük masa üzerinde bir önceki görüntüye dair doğrulayıcı metafor olarak yer almaktadır.

 

 

 

Savaşın başlamasından önce tıpkı ilk Körfez Savaşında olduğu gibi basında eli silahlı, kanlı bir cani olarak Saddam Hüseyin imajı görsel göstergeler aracılığı ile toplumun beynine serpilmiştir. Gazetelerde yer alan durağan görüntüler “fotoğraflar” incelendiğinde Saddam Hüseyin’in silahlı, roket atarlı fotoğraflarının çoğunlukla yayımlandığı görülürken, benzer bir biçimde devingen görüntülerin yer aldığı televizyon kanallarında da silahını kullanırken, elinde kılıç varken vb görüntülerin yer aldığı görülmektedir.

 

 

 

İkinci Körfez Savaşında şimdiye kadar yaşananlar göz önünde tutulduğunda birden fazla sonuç çıkarabilmemiz mümkündür. İlk olarak Vietnam Savaşından günümüze, fotoğrafın görsel propaganda aracı olarak kullanımı açısından çok büyük değişikliğin olmadığı görülmektedir. İlk Körfez Savaşı, savaşın pek korkulacak bir şey olmadığı ve Saddam Hüseyin’in 20. Yüzyılın Hitleri olduğu teması üzerine kurulurken, gerek durağan gerekse devingen görüntüler bu temalar üzerine kurulmuştur. Örnek olarak saksafon çalan, kumsalda futbol, voleybol oynayan asker görüntüleri savaşın dehşetini göstermemiştir. Öte yandan petrole bulanmış karabatak kuşu ise Saddam’ın çağın Hitleri olduğu olgusunu desteklemiştir. İkinci Körfez Savaşının başlangıcında Bush’un yaptığı konuşma Irak halkını diktatörden kurtarma ve özgürleştirme teması üzerine kurulmuş olmakla birlikte referans olarak 1988 yılındaki Halepçe katliamını göstermiş ve ölen çocukların intikamının alınması söylemi üzerine Amerikan saldırısını inşa etmiştir.

 

 

 

İkinci olarak müttefik kuvvetler arasında da bir tür iktidar savaşının olduğu, bunun da görüntüler aracılığı ile gerçekleştiği görülmüştür. Bush’un BBC World kameraları aracılığı ile dünyayı bilgilendirmek amacıyla yapmış olduğu “ulusa sesleniş” konuşmasından evvel, hazırlık aşamasında (saçlarına sprey sıkılırken, prova yaparken göründüğü) 2 dakikaya yakın bir süre boyunca BBC tarafından ekrana getirilmiştir. Bu durum bir teknisyen hatası olarak gösterilmesine ve kurumsal bazda Beyaz Saray’dan özür dilenmesine karşın Başkanın imajının bozulması engellenememiştir. Ülkemiz basınında “Başkan Bush canlı yayında gafil avlandı” sözleri ile tele-vole kültürü kapsamında ifade bulan görüntülerin, görece kritik bir dönemde yayınlanışı açısından imaj zedeleyici bir içeriğe sahip olduğu iddia edilebilir.

 

 

 

Umm Kasra sadece Amerikan bayrağının dikilmesi bunu İngilizlerin protesto etmesi ile Başkan Bush’un konuşmasının yayınlanması sürecinde yayın bağlamında “pot kırmak” biçiminde algılanan görüntülerin yayımlanması arasında zamansal yakınlık göz önüne alındığında durumun pot kırmaktan çok müttefik ülkeler arasında liderlik yarışına döndüğü izlenimi ortaya çıkmaktadır.

 

 

 

Son olarak, el ilanlarından, askeri birliklere iliştirilmiş görsel habercilere değin geçen süre içinde propaganda mekanizmasının günümüzde de beyin yıkama işlevini yoğun bir biçimde sürdürdüğü görülmektedir. Beyin yıkama süreci kimi zaman müttefikler arasında, kimi zaman da savaşa taraf olan ülkeler arasında gerçekleşmektedir. Bu sürecin gerçekleşmesinde teknolojinin belirleyiciliği baş rol oynamaktadır. Teknolojinin belirleyiciliğinin önde gelen göstergesi Videophone’dur. İkinci Körfez Savaşı’nda iletişim teknolojisinin son ürünü olarak sunulan Videophone, yaşananların görsel ispatı olan görüntülerin mekan tanımaksızın hemen her yerden ve her ortamdan seyircilere aktarılabilmesini sağlamaktadır. Fotoğrafın farklı bir form içinde propaganda yöntemi olarak kullanıldığının bir göstergesi olan Videophone; propaganda yöntemi olarak sadece teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda pazarlanan yeni bir iletişim aracıdır.

 

 


 

[1] Derman, İhsan, Sayısal Teknolojiler ve Basın Fotoğrafının Doğruluk Değeri, Yeni Türkiye Medya Özel Sayısı, yıl:2, Sayı: 2, Kasım-Aralık, 1996, Ankara, sayfa: 112

 

[2] Korkmaz Alemdar, İrfan Erdoğan, Başlangıçtan Günümüze İletişim Kuram ve Araştırmaları, My Yayınları, Ankara, 1998, s.187

 

[3] Julianne H. Newton. The Burden of Visual Turth, Lawrence Erlbaum Associate Publisher, New Jersey, 2001, s. 83

 

[4] Arzu Yayıntaş, Geniş Açı Fotoğraf Dergisi, 15 Mart-15Mayıs 2002, sayı:22, s.71

 

[5] David D. Perlmutter, Photojournalism and Foreing Policy, Praeger Publishers, Westport, 1998. s.38

 

[6] Alemdar& Erdoğan, a.g.e.s.181

 

[7] Perlmutter a.g.e.s. 97 - 99

 

[8] Ken, LIGHT, Camera Darkroom, “The Concern Photographers”, Mayıs 1995, vol:17, no:5, sf:46

 

[9] John Berger, O Ana Adanmış, çev. Yurdanur Salman, Müge Gürsoy, Metis yay. 1986, s.81

 

[10] Alemdar& Erdoğan, a.g.e.s.121

 

[11] Alvin Toffler, Powershift: Knowladge, Wealth and Violance at the Age of the 21st Century, Bantam, New York, 1990, Aktaran: Julianne H. Newton, a.g.e.s. 95

 

[12] Peter Stepan, Photos That Change The World, Prestel, New York, 2000, s.6

 

[13] Stepan, a.g.e. s.6

 

[14] Noelle Newmann, Başlangıcından Günümüze İletişim Kuram ve Araştırmaları, Korkmaz Alemdar ve İrfan Erdoğan, My Yayınları, Ankara, 1998, s. 116

 

[15] M. Fishwick, Icon of Popular Culture, Bowling Green University Press, Ohio, 1970, s.2-10

 

[16] Stepan, a.g e s. 6

 

[17] Baudrillard’dan aktaran Oğuz Adanır, ‘Görünümler Evreni”, Cumhuriyet Kitap, 9/7/1998-sayı 438, s.13

 

[18] Terence H. Qualter, Propagandanın Teorisi ve Gelişimi, çev. Ünsal Oskay, SBF Dergisi, Sayı:1-4, Ocak-Aralık, 1980, s.25

 

[19] Sezer Akarcalı, Propaganda Aracı Olarak Uluslar Arası Yayınlar, Örnek Olay: Türkiye’nin Sesi Radyosu, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 1989, s.5-8

 

[20] Terence H. Qualter, Propagandanın Teorisi ve Gelişimi, çev. Ünsal Oskay, SBF Dergisi, Sayı:1-4, Ocak-Aralık, 1980, s.279

 

[21] Alan Trachtenberg, Classic Essays on Photography, Leete’Island Books, New Heaven, 1980, s.183

 

[22] Baudrillard, a.g.e.s. 76

 

 




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.