|
|||||||||||||
Fotoğrafın OnuruTahir CeylanTahir M. Ceylan Görüntüler bir keşiftir aslında. Işığın sonsuz dansına ilişkin bir keşif. Berger, “Görünebilirlik ışığın bir niteliğidir. Renkler de ışığın yüzleri. İşte bu nedenle bakmak, tanımak bir bütüne varmaktır” der. Bir bilme şeklidir bu. Nesnelerin, nesnelerle kişinin arasındaki ilişkinin, yine o kişinin kamerası ve ruh halinden süzülerek yorumlanması gibi bir şey... Fotografın değişik açılardan bilgi verici özelliği, onu, tüm dünyadaki kapsamlı enformasyon düzeneklerinin vazgeçilmez unsuru yapmıştır. Ama fotograf günlük yaşantımıza ait sıkıcı ve olağan yığınları (arabaları, insanları, toprağı ya da kuşları) tanımlamaktan daha fazla bir şeyin sahibidir. Bir sanat, kartların üzerine sindirilmiş bir estetiktir o. Bu haliyle de yaşamda çok önemli bir ihtiyacı doyurur. Varlığımızın kolayına onaylanmadığı bir dünyadayız. Gerçek nesnelerle olan ilişkilerimiz, oldukça sıkışık ve bunaltıcı. Artık bir kadın yüzü ya da karanfili olduğundan daha çarpıcı bulmak zorundayız. Düz çizgi bir hayatın bize aktarabileceğinden daha ötede bir noktada varlığımızı sürdürdüğümüze inanabilmek için gerekli bu. Yaşamın sürmesi imgelere olan inancımızın kuvvetine bağlı artık. Bizi bu inanca taşıyan, estetik formu önde yapıtlar, ülkemiz fotografında da üretilmeye başlandı. Bunlar Ortodoks fotograf kurallarına sadık da olmayabilirler. Ama her yaratıcılık başlangıçta bir kopuşla birliktedir ve biraz "anormal"dir. Onun normalitesi süreç içinde yaratılır. Bir sanat olarak fotograf, gerçeğin doğrudan kopyası olmak gibi bir işlevsizliği yüklenemez. O, gerçekliğin kendisinden alınmış fikri, ona bağlı kalma zorunluluğu duymadan, kendi özgürlüğü içinde yeniden üretmek ve iletmek onuruna katılır. Berger, fotograf makinesinin insanın görüşünü değiştirdiğinden ve görünen nesnelerin başka anlamlara gelmeye başladığından söz eder. Gerçekten de fotograf makinesinden önce sanat bütünüyle perspektif ölçülerle çalışırdı. Fotograf nesnelerin yaydığı görüntülerin zamana ve gözün kendisine karşı olan konumuna göre değiştiğini vurgulayan önemli bir araç olmuştur. Fotografın bu yönde yarattığı değişikliği en yakından resimde görüyoruz. Kübistler, nesnelerin karşılarına dikilen tek bir gözle görünen şeyden öte, onun çevresindeki bütün noktalardan alınabilecek görüntülerin toplamı olduğunu savunmuşlardır. Resim fotografın ortaya çıkışından sonra kendinde bu yöntemsel değişikliği gerçekleştirirken, nesneye yaklaşımda, fotografla olan yarışta da yaya kaldığını kabul eder görünür. Sontag şöyle der: "Fotografik işlemin büyüleyici bir şey olduğu yolundaki bastırılmaz duygumuzun içsel bir temeli var. Hiç kimse bir resmin konusuyla eş önemde olduğunu düşünemez, resim sadece betimler ya da işaret eder. Oysa fotograf, sadece konusunun benzeri değil, onun tam kendisidir de. O, konunun bir parçası, bir uzantısıdır ve de onu ele geçirmenin, onun üzerinde kontrol kazanmanın olası bir yolu". Gombrich'in dediği gibi, tarihte geriye doğru gittikçe imgeler ve gerçek şeyler arasındaki aynm kaybolmaktadır. Fotografla nesnesi arasında da buna benzer bir sınır belirsizliği yerleşmeye başlamaktadır. Uzakları artık nesnel gerçeklikleri ile görmeye gerek duymuyoruz çoğu kez, fotografik gerçeklikleri daha bir kolay ve daha bir yakın geliyor bize. Aslında bu çok önemli bir değişikliktir. Çünkü fotografik gerçeklikte, bir nesne, kendisi ve kendisinden başka her nesneyle, her türlü ilişki içinde verilebilir. Bu bizim her nesneye içkin olarak bildiğimiz neden sonuç ilişkilerinin yıkılma karmaşası demektir. Bu karmaşa belki düşüncenin bir başka boyutta, yeniden örgütlenmesi gibi bir sonuca da gebe demektir aslında. Sontag'ın söylediği şekliyle, bugünkü fotograf teknolojisinin ulaştığı düzey böyle bir geleceği çoktan geriye atmamıza engel oluyor doğrusu. Sontag'ın dediğine bakalım. "Fotografçıyı konusundan, imgenin boyutunu ve doğruluğunu etkileyerek ayıran mesafeyi, şimdiden en aza indiren teknoloji, tasavvur edilemeyecek uzaklıktaki, tasavvur edilemeyecek küçüklükteki yıldızları fotograflamanın yollarını açtı, çekimi ışığın kendisinden bağımsız kıldı (kızıl ötesi fotograf) ve baskıyı iki boyuta sıkışmışlıktan kurtardı (holography), fotografı pozlandırma ve sonuca ulaşma arasındaki süreyi kısalttı (banyo edilmiş filmin amatör fotografçıya geri gönderilmesinin haftalar aldığı ilk Kodak'tan, imgeyi birkaç saniyede ortaya çıkarıveren Polaroide), imgeleri sadece devindirmekle kalmadı (sinema), onların anında kaydı ve iletilmesini de sağladı (video). Bu teknoloji fotografı, davranışı açımlamak, algılamak ve onunla içice girmek üzere, hiçbir şeyle karşılaştırılamaz bir araç haline getirdi." Fotografın doğasındaki bu teknik yan, ona diğer sanat dallarından farklı bir ayrıcalık kazandırıyor. Bu ayrıcalık kimi zaman önemli bir güce de dönüşüyor. Fotograf her şeyden önce fotografı yapanın kendisinden nisbeten bağımsız bir şekilde ortaya çıkar. Yani kısmen insan faktörünü dışlar. Bu, onun imgelerinin mekanik imgeler (mekanik bir alet aracılığı ile yaratılan imge cinsi) olmasından kaynaklanır. Belki fotografın bir sanat olmadığı yönünde yapılan düzeyi düşük tartışmaların kaynağı da buradadır. Artık sanatın belli başlı dallarında imgede nitelik değişikliğini görür gibiyiz. Elektronik müzik bunun en belirgin örneği. Bir insanın sadece beynini kullanarak ve elin yapması gereken işlemleri, aletin kendisine yaptırarak, yani olaya kassal aktivite katmadan ses imgeler yaratması ve bu imgelerin klasik müzik aletlerinin yarattığından çok daha hızlı imgeler olması, bizim yarınki imge dünyamızın bugünkü gibi kalacağından şüphe duymamızı gerektiriyor. Evet artık imge ve gerçeklik arasında yeni bir ilişki var ve eğer fotografın, genellikle kassal olarak yaratılan eski imgeyi, beyinsel aktiviteyi kas aktivitesinden daha fazla kullanıp onardığı söylenebilirse, imgenin bilinenden çok daha fazla bir kuvvetle ortaya çıkacağı öngörülebilir. Böyle bir imgede de fotografın yeri, diğer görsel sanatlardaki klasik namzetlerden çok daha önde olacaktır. Böyle bir noktada da fotografın, gerçeğin kendisinden imge yaratmaktan ötede, gerçeğin kendisine imgeyi raptetmeyi başaracağına inanılır. Nasıl ilkel toplumlarda nesne ve imgesi tinin iki farklı görünüşü olarak alınıyorduysa, söylemek istediğim, bugün de öyle bir noktaya varacağımız değil şüphesiz, ama imgelerin herşeyden daha bol olarak ve yığınlarla etrafımıza doldurulmaya başlandığı noktada imge ve gerçeğin ayrılmasına gerek duyulmayabileceği, insanın böyle bir ayrım yapmadan yaşamını sürdürebileceği olasılığının doğduğudur söylemek istediğim. Fotograf yüz elli yıldır bizimle. Kendi gerçekliğini kaçınılmaz biçimde kabul ettirdi bize. Yaşamımızı da, yaşama bakışımızı da değiştirdi gibi. Törelerimizi, yaşayanlarımızı ve ölülerimizi arayışımızı bile değiştirdi, ölenlerimizin kendilerinden çok fotograflarını arar olduk. Hangi duvara astıysak orada açılan pencereden baktık dışarılara. Sontag'ın dediği gibi geçmişle şimdi arasında neredeyse bir kısa devre oluşturdu bu kara kutunun silinmez görüntüleri. Bu inanılması güç anekdotal* yapılar, her durumdaki insana, şiir gibi soyuta döndürülmüş gerçeküstü bir yaşam verdiler. Sontag fotografı gerçeküstücü karakteriyle şöyle onurlandırır: "Marx, dünyayı değiştirmeye çalışacağına anlamaya çalışan felsefeye sitem etmişti, gerçeküstü duyumsallığın terimleri ile çalışan fotografçılar dünyayı anlamaya çalışmanın bile ne kadar boş olduğunu ima ederler ve yerine onu toplamamızı önerirler" * Anekdot: Henüz yayınlanmamış bilinmeyen bir tarihin ya da biyografinin konusu, insanın ilgisini çekmesiyle karakterize olan ve çokluk biyografiden alınma ilginç zevk veren olay. Anekdotal: (fotografa ilişkin olduğunda) geçmişteki ya da gelecekteki bir olayı ortaya koyan bir olayın betimi, insan ilgisine konu bir olayı dramatize eden. Bu yazı: “Fotograf Estetik ve Görüntü Üzerine Denemeler, İFSAK Yayınları No: 15, Birinci Basım 1988” kitabından yazarının izniyle alıntılanmıştır.
|
|
||||||||||||
|
|||||||||||||