Ana Sayfa > Fotoğraf Yazıları



JOSEF SUDEK: Bir Çek Romantiği

Çeviren: Senem Tekin

Çeviren: Senem Tekin  

 

On yıllar boyunca Josef Sudek, sekiz kitabının ve fotoğraflarından oluşan monografların basıldığı Çekoslavakya'da oldukça iyi tanınmış ve saygı görmüştür. Avrupa'da pek çok, kendi ülkesinde iki sergi ve sekseninci yaşına bastığı son baharda Prag'daki Kunst Gewerbe Müzesi'nde önemli bir retrospektif sergi açmıştır. Fakat sadece son zamanlarında kuvvetli bir Amerikan ilgisi ile karşılaşmıştır ve Amerikalılar onun hakkında hala çok az şey bilmektedirler.

Sudek, daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun bir parçası olacak, şimdi ise Çekoslovakya'nın en zengin şehri olan Bohemia'da 1896'da doğdu. Ciltçi olarak eğitildi ve on dördünde çalışmaya, on yedisinde amatör olarak fotoğrafçılığa başladı. I. Dünya Savaşı sırasında Macar Ordusu'ndaydı ve savaşırken sağ kolunu kaybetti, askeri hastanedeki iyileşme döneminde diğer hastaları fotoğrafladı. Ayrıldıktan sonra iki yıl Prag'daki Devlet Sanatlar Yüksek Okulu'nda okudu ve sonra kariyerine profesyonel fotoğrafçı olarak başladı. Portre çekmek, binaları fotoğraflamak ve ürün fotoğrafları çekmek onu geçindirecek yeterlilikte işlerdi, fakat baştan beri o kendini bir sanatçı olarak gördü ve sadece ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar ticari iş aldı. Hayatının erken yıllarında sanatsal uğraşının aile hayatıyla çatıştığına inandı ve hiç evlenmemeye karar verdi.

Sudek 1976'da, 80 yaşında, Vltava Irmağı'nın kıyısını takip eden caddelerin kesiştiği Prag'ın eski kısımlarından Hradceny'de oturuyordu. Evinin giriş katındaki kapısında 120 cm. yüksekliğinde bir çarmıh asılıydı. Kapının üzerinde "Fotoğraf Sanatçısı" yazıyordu. Evin hücreye benzeyen odalarının alçak, tonozlu tavanlarındaki sıvalar çatlamıştı. Sıradan mobilyalar oldukça azdı ve kitaplarla kağıtlar her tarafa dağılmıştı. Odanın ortasında geniş, yuvarlak, tanımsız boşluk ve doluluklarıyla yüksek ayaklı bir masa vardı; boş kraker kutuları, fotoğraf kağıdı kutuları, küçük heykel parçaları, bir haç ve kaba bir menorah ile doluydu. Bazısı çerçeveli, bazısı eskizlerde duvara dayalı tonlarca resim vardı. Bir kaset çalar modern teknolojiye ait tek şimgeydi.

Gerçek izleyici çevre değil Sudek'in kendisiydi. İlerleyen yaşıyla eğilmiş, yüzü kırışmış ve sesi çatallaşmıştı. Tişörtünün sağ kolu boştu. Bol pantalonu biri diğerinden daha kısa olan pantalon askıları ile tutturulmuştu. Bu görünüşü onun uyanık ve canlı konuşma tarzı ile çelişiyordu.

Bir kış onun dağınık odasında otururken Sudek benim merakımı gidermek için gazete kağıtlarına sarılı bir paket fotoğraf getirdi. Amerika'da ona olan ilgiden daha önce söz etmiştim.

"Anlayamıyorum" diyordu,"neden geçen bunca yıldan sonra Amerika'da aniden ünlü oldum".

"Belki de sadece çok yılların sonunda insan elemanın -röpörtaj ve sosyal danışmanlık gibi- öne çıkmasıyla ilginin durağan fotoğrafa -stil life gibi- geri dönmesi ile oluşan geçici bir modadır. Belki 10 veya 20 yıl içinde benim fotoğraflarım artık geçmiş olacak. Bunu zaman gösterecek".

Paketteki fotoğraflar 1894 Kodak panaromik kamera ile çekilmiş genel görüntülerdi. Her biri zarifçe oluşturulmuş, panaromik formatın (kabaca 3:1) geniş oranına çok efor harcamadan cevap veren fotoğraflardı.

"Çok güzeller" dedim.

"Gerçekten öyle olup olmadıklarını Time söyleyecek" diye cevap verdi.

Grup f/64'ü kastederek yakınlık duyduğu bir Amerikan fotoğrafçısı olup olmadığını sordum.

"Evet, f/64. Weston Edward'a yakınlık duyuyorum. Aynı zamanda Paul Capanigro'nun fotoğrafları benim için büyük, güzel bir sürprizdi".

Ya baskılar, bilmek istiyordum. Her zaman sadece kontak baskılar mı alıyordu?

"Hayır. Yirmi yıldan fazla bir süre kontak baskıların yanında büyütmeler de yaptım. Sonra, 1940lar civarında bir fotoğrafın kontak baskısını gördüm: 10.yüzyıla ait bir Hristiyan heykeli. Taş heykelin görünüşü beni öyle etkiledi ki ondan sonra sadece kontak baskı almaya karar verdim. Şimdi bu pratiğe bir alışkanlık olarak devam ediyorum ve tahmin ediyorum ki bu benim tembelliğimden. Kontak baskı almak oldukça kolay bu yüzden negatiflerimi genellikle 13x18 cm veya 30x40 cm'e büyütüyorum, 6x9 cm en küçüğü -sadece not almak için gerçekten".

Genelde fotoğrafçılardan çok az etkilendi ve onlarla fikir alış-verişinde bulunmak için az şans elde etti. "Belki Çek dili konuşuyor olmamdan ve barışçı tarafta olduğumdan. Çok öğrencim de olmadı. Fotoğrafla uğraştığım yıllar boyunca sadece dört öğrencim oldu ve bunlardan sadece biri fotoğrafçı olarak kaldı (Sonya Bullaty, New York'ta yaşadı ve çalıştı). Biri ressam, biri film yönetmeni, diğeri de göz doktoru oldu".

Peki esin kaynakları nelerdi?

"İlk yıllarda 19. yüzyıl Romantik peyzaj sanatçısı Çek Kosarek'in resimleriydi. Daha sonraları bana esin verev müzikti. Müzik benim fotoğrafçılığım için çok önemlidir. Bir kaç yazar da öyle: Edgar Allen Po ve H. G. Wells".

Sudek bir çok kitap ve makaleye girmesinin yanısıra fotoğraflarından oluşan iki kitap üretmiştir. Prag Panoramaları (1959) ve Josef Sudek (1956) Prag'da basılmıştır. İki kitabında da gizemli bir hava vardır, fakat bir çok gizemli çalışmanın rahatsız edici yönüne karşılık, Sudek'in fotoğrafları rahatlatıcıdır ve sakinleştiricidir.

"Bu kitabın bir kopyasını almalıyım" dedim bizim çevirmenimiz olarak çalışan Sudek'in arkadaşı Prag'daki Dekoratif Sanatlar Müzesi'ndeki fotoğrafların kuratörü Anna Farova'ya".

"Çok zor" dedi. "Biz Çekler oldukça istekli kitap alıcılarıyızdır ve Sudek burada çok sevilir. Göreceksin". dedi "sadece 15,000 basıldı" yazısını göstererek.

"Bu Amerika'daki 200,000 baskıya eşdeğerdir" dedim hayretle.

Konuşma baskı toplama işine doğru yönlendi. "Amerika'da fotoğraf baskıları için oluşan pazarla birlikte bir kez daha fotoğrafçılar için büyük miktarda para kazanmak mümkün oldu" dedi Anna. "Burada çoğumuz bu potansiyel bolluğun sanat ürünlerinin kalitesinde bir düşüşe işaret ettiğini düşünürüz. Bilirsiniz biz burada oldukça dürüstüzdür".

Sudek Anna'nın görüşüne kesinlikle karşıydı.

"Sadece ticari endişeler bir sanatçıyı domine ederse onun sanatı acı çeker. Ne küçük başarıda, ne de büyük başarıda bir zarar yoktur" dedi hafifçe gülerek.

Sudek yorulmuştu ve gitme zamanı gelmişti. Kapanış sorusu olarak gerçekleştiremediği bir hayali olup olmadığını sordum.

"Tabii ki, evet. Yoksa nasıl yaşayabilirim? Beni 150 yaşına kadar oyalayacak işim var. Son zamanlarda pinhole kamera ile uğraşıyorum. Eğer her şeyi bitirmişşem, yaşamak için hiç bir sebebim olmaz".

Sudek'in işindeki çeşitliliği gördükten ve önemliliğe tanık olduktan sonra, Amerikalıların onun hakkında yanlış bir imaj edinmelerinin ne kadar kolay olduğunu anladım. Sudek'in en ünlü fotoğrafları karanlık odasının penceresinden görünen avluda çekilen fotoğraflarıdır. Bu karanlık ama öngörülemeyen fotoğraflar -zengin dokulu ve hepsinden önemlisi sakin- onun sakatlığından dolayı sadece yakın çevresini fotoğrafladığı gibi yanlış bir fikri güçlendirir.

Aslında, 50 yıldan fazla Çekoslavakya kırlarında gezinmiş, Prag sokaklarını tripoduyla dolaşmış ve kameraya almıştı. Hızlı çalışırdı, kamerasını dizinin üzerine koyar, ikinci bir el gerektiğinde genellikle dişlerini kullanırdı.

Tamamiyle tek başınaydı, öğrenci alması çok nadirdi, labaratuarında hiç asistanı yoktu, sakatlığı onu bir miktar engellediğinde bile teklif edilen yardımı öfkeyle reddederdi. Belki de onun bu kuvvetli tek başınalığının sonucu, fakat aynı zamanda bir imaj yaratma isteği olmamasından, çekim işinden sonraki karanlık oda safhası uzardı, bir negatif banyosuyla baskısı arasında en azından bir yıl geçebilirdi.

Bir sanatçı olarak Sudek'in en büyük gücü onun dayanıklılığı ve işbilirliğidir. Öyle görünüyor ki o, panaromik kamerasının alışılagelmişin dışında oranlarıyla yeni yollar bulmaktan hiç bir zaman yorulmadı ve 80'inde de, 20 yaşında bir savaş hastanesindeki hastaları fotoğraflarken yaptığı gibi, buruşuk kağıtlar içinden özel bir şeyler yakalamak için kuvvetlice çabaladı. Aynı zamanda 60 yıllık çalışmasını monoton bir şekilde sürdürmek yerine başarısını Andre Kertesz ile paylaştı. Kamera kullanma alışkanlığı vardı ama belli tabulara sahip değildi. Bazen objeleri onları bulduğu kompozisyonda fotoğraflardı. Diğer zamanlarda, bizi kandırmaya çalışmaksızın, objelerini kendi tatmin oluncaya kadar -tatminsizce tonlarca kez- düzenler ve tekrar düzenlerdi.

Sudek'in fotoğrafları sosyal boyutu eksik fakat ne başka bir dünyaya ait ne de kaçan fotoğraflardı. O kendi yararı için objelerin içinde kaybolabilen bir obje severdi fakat hiç bir zaman Weston'un yaptığı gibi çok sevdiği objeleri idealize etmemişti. Buna rağmen Sudek'in fotoğraflarındaki öne çıkan konu cennetten gönderilme değil bu dünyadandır.

Sudek fotoğrafa başladığında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda Franz Josef hükümdardı. Fotoğraflarında yaşadığı yıllar boyunca dünyayı değiştiren büyük sosyal değişikliklerden eser yoktur. O modern teknolojinin geçip gittiği bir dünyayı uyandırdı.

Gösterdiği bütün dini sembollere rağmen Sudek, en azından benim söyleyebildiğim kadarıyla dindar bir adam değildi. Fakat onun yaptığı iş, yüzyıllar önce dinin insanlar için yaptıklarıyla aynı amaca hizmet ediyordu. Onun çalışmalarında açığa çıkan bakış açısı, ilerlemiş yaşlarındaki münzevi yaşamı ve genç yaşlarda evlenmemeye karar vermesi hepsi bir bütünün parçaları. O, duygusallık ve nostalji olmadan romantizme ait bir 19. yüzyıl rahibidir. Hayatın yükü karşısında, sanatın bir mükafat olduğuna inananlara Sudek umut önerir.




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.