Ana Sayfa > Yayınlar > Fotoğraf Albümleri



Kamyoncular - Altan BAL

KAMYONCULAR

 

Fotoğrafçı, kesinlikle yalnızların, temsil edilmeyenlerin,

sömürülenlerin veya kendini ifade etmekten

yoksun olanların saflarında yer almalıdır!

Her fotoğrafçı, genellikle bu hedefi göz ardı etmeden yola çıksa da,

kötü amaçlı kullanımlar, onun taraflı ve haklı bu çabasında

zaman zaman başarılı olmasını engellemiştir.

Uğruna savaştığımız birçok şeyin sözcüsü olmayı üstlenen fotoğrafı,

sınırsız bir paylaşıma taşıyan da işte evrensel bu duruşudur.

ÇERKES KARADAĞ

 

 

Bazen, fotoğrafa dair öyle çok konuşuyoruz ki, sözcüklerin kalabalığından fotoğrafa yer kalmıyor. Bir bakıyoruz fotoğraftan çok uzaklaşmışız. Hem de binlerce fotoğraf yanıbaşımızdayken.

 

Küçük İskender, Lucifer’in Bisikleti isimli kitabında, tanımadığı insanlardan kendisine gönderilen, hergün posta kutusunu, e-posta kutusunu ve cep telefonunun mesaj kutusunu dolduran, yüzlerce şiirden bahseder; vaktinin nasıl boşa harcandığından ve ruhunun işe yaramazca kirletilmesinden. Ve sorar; Nazım’ın ya da Edip Cansever’in cep telefonu ya da e-mail adresleri olsaydı, bu tür durumlarda nasıl tepki göstereceklerini?...

 

Fotoğraf sevdasının adının, “benim makinem seninkini döver” olduğu bir fotoğraf ortamında, bakışımızın, düşüncelerimizin ve hissettiklerimizin kalitesi de bu ortama paralel bir seyir izlemek zorunda kalıyor. İşte bu sıradanlığın ve neredeyse bir dijital çöplüğe dönüşen görüntü dünyasının içinde, eğer hala yüreğimizin ve beynimizin yaşayan parçaları kaldıysa, unuttuğumuz yaşamı hatırlatan, duygularımızı ayaklandıran fotoğraflarla karşılaştığımızda, bizi sarıp sarmalayan kısır döngü ve sıradanlık tuzla buz oluyor…

 

Adlarını bildiğimiz insanlar, meslekler, olaylar ve yaşamlar hakkında, birebir bir yaşam tecrübemiz olmadığı sürece, aslında kendilerine dair hiçbir şey bilmiyoruz. Bu bilgi eksikliği nedeniyle, algı ve duyarlılığımız ne kadar derin olursa olsun, bu bilinmez yaşamlar sözkonusu olduğunda, kifayetsiz kalıyor. Belgesel fotoğraf projelerinin benim açımdan en önemli ortak noktası; belirli bir duyarlılığı, yaşamla ve kendi ile derdi olan insanlarda, bu duyarlılığı ayaklandırma başarısı.

 

Altan Bal’ın Kamyoncular sergisini dolaşırken, fotoğrafları yazılı hikayelerinden bağımsız izledim. Bildiğimi sandığım yaşamlara dair, hiçbir şey bilmediğimi anlatan fotoğraflar, tek tek görsel hikayelerini dile getirdiler. Belgesel fotoğraf projelerinin bir kitabının olması çok önemli, çünkü Kamyoncular’ın kitabında fotoğrafların ve projenin yazılı hikayelerini okuduğumda, projeye dair hissettiklerimin ve algımın niteliksel boyutu daha da genişledi. Fotoğrafçı, Bekar Odaları’ında olduğu gibi, Kamyoncular’da da, çocukluğunun düşlerini şekillendiren hikayelerin peşine düşmüş, o hikayelerle yüzleşmiş, fotoğraflar bu yüzleşmenin, bu çarpışmanın şiddeti, hazzı ve duygusu ile varolmuşlar. Bu yüzden olsa gerek, fotoğraflar söylemek istediklerini o kadar içten ve o kadar doğrudan söylüyorlar ki, fotoğraflardan bize bakan yüzler, yaşamlar, bir kamyonun herhangi bir ayrıntısı bile, bize hiç de uzak olmayan, içimizde bir yerlerde saklı kalmış bir şeyleri hatırlatıyor… Üstelik çok uzak sandığımız yaşamlardan…

 

Altan’la yaptığımız söyleşide, eğer bir fotoğrafı bir Sait Faik öyküsünü anlatabilirse, o fotoğrafın ancak o zaman hedeflediği değere ulaşabileceğini belirtmişti. Kamyoncular sergisini izledikten ve kitabını inceledikten kısa bir süre sonra, raslantı eseri Sait Faik’in iki kitabını okuma şansım oldu. Baktığımız fotoğraflar bir izleyici için, bakıldıkları anda değil, fotoğrafla karşılaştığımız anın öncesinde ve sonrasında yaşadıklarımızla zengin bir anlatıma kavuşabiliyor. Altan Bal’ın fotoğraflarını izledikten sonra, mümkünse bir Sait Faik hikayesi okuyun, sonra yine fotoğrafları izleyin ve sonra yine bir Sait Faik hikayesi okuyun. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…

 

ŞULE TÜZÜL

Nisan 2008

Röportaj: Altan BAL




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.