Ana Sayfa > Fotoğraf Yazıları > Fotoğrafta Etik



Kötüyü Sosyal belgesel fotoğraf alanında “etik” ve farklı bir dilin imkânı üzerine notlar

Kötüyü Sosyal belgesel fotoğraf alanında “etik” ve farklı bir dilin imkânı üzerine notlar
Ali SALTAN

Kamuoyunun farkında olması gereken kritik konular vardır;  fotoğraflar değişim için bir dürtü uyandırır. Bir fotoğrafçı olarak amacım değişimi etkilemektir.
                   James Nachtwey

Herhangi bir insan faaliyeti söz konusu olduğunda, o faaliyet içindeki ilişkilerin, kişilerin hak ve özgürlüklerine ve de varoluşlarına zarar vermeyecek şekilde geliştirilmesine işaret eden “etik” göz ardı edilemez. Fotoğraf camiasında tartışılan fotoğrafçı Erdal Kınacı’nın sosyal belgesel üretim süreci ve sonrasındaki durumu (Erdal Kınacı doktorluk mesleğini ve fotoğrafçı kimliğini kötüye kullandığı için mağdur ettiği kişiler tarafından yargıya şikayet edilmişti.), her alanda olduğu gibi iktidar ve güç istenciyle tutuşan fotoğraf dünyasında fotoğrafçı tutumu ve dolayısıyla etik konusunu yeniden gündeme getirdi. Eğer öyle değilse bile bu yazı, andığımız fotoğrafçının gündeme gelmesi dolayımıyla, insanı konu edinen sosyal belgesel fotoğraf alanında son zamanlarda yapılan tartışmalara etik ve fotoğrafçı tutumu konularını da katarak tartışmayı genişletmeyi hedeflemektedir. Sosyal belgesel fotoğrafta en yalın anlamıyla etikten, ya da ahlaktan mı demeliyim,  kastım, en az iki insanın kurdukları ilişkide  durumları, konumları ne olursa olsun birbirlerinin varlıklarını tehdit etmeyecek şekilde tutum geliştirmeleridir. Bu etik anlayış ne bir ilahi ahlaka ne de modern dünyanın dogmatik etik/ahlak anlayışına yaslanmaktadır; tersine şair Rimbaud’nun “Ben bir başkasıdır”  sözüne yaslanmaktadır. Tüm ötekileri reddedip aynı olma talebini yineleyen bir anlayışa  karşı konumlanmış bu anlayış, yaşanılabilir bir dünya  için gerekli olduğu  gibi sosyal belgesel fotoğrafla uğraşanlar için de bir kılavuz niteliğindedir.

 

Sosyal belgesel fotoğraf ile uğraşanlar için farklı bir dil imkanı
Fotoğraf üreten kişinin tutumu,  “gerçekliğin” -ya da biz bu gerçekliğe fotoğraf çekme anında görülenin fotoğrafçının öznel deneyimiyle birleşerek kayda düşülmesi diyelim-, fotoğrafını çekme anında önemlidir. Ancak “gerçekliği” kaydeden bir tanık ya da olaya müdahil olarak orada bulunan fotoğrafçı, aynı zamanda bir yabancıdır. Orada bulunanlar için dışarıdan gelen ve elindeki fotoğraf makinesiyle konu edindiği mevzuyu/derdi kamuoyuyla ya da ilgili yerlerle paylaşma gücünü elinde bulundurduğu varsayılan bu yabancı, varlığı itibariyle başlı başına  bir iktidar odağıdır.  Boynuna asılı makinesiyle, görüntülenen ile  kendisi arasına bir perde çeken fotoğrafçı, bu tanrısallığını deklanşöre her basışında kutsayacağına, tam tersi yıkmak durumundadır. Ne yazık ki, fotoğrafın öğretildiği her yerde olmasa bile bir çok yerde, fotoğrafta ışık, leke, çerçeve içindeki öğelerin uyumluluğu ötesinde katılımcılara teorik olarak bir şey verilememesi; hatta fotoğraf makinesini eline alanların buralarda güçlerinin kutsanıyor olması, katılımcılara Makyevelci bir zihniyetin kapılarını sonuna kadar aralayarak insanlara yaklaşmada büyük bir sorumsuzluğa yol açmakta. Fotoğraf çekerken bu anlayışla hareket eden birçok fotoğrafçının ilgisini ekranda ya da filmi karanlık odada yıkadıktan sonra kontaklarda göreceği kareler işgal ediyorken Sabastiao Salgado’nun aforizmalarından biri  akla geliyor:

 

 “Benim için en önemli prensip insandır. Bir olay, fotoğraflanacak insanı küçük gösteriyorsa, bu tamamen gerçek bir sahne de olsa, bu görüntüyü fotoğraflamam.” (Salgado, Der. Maga, 2007, s. 77) İlgi ve merakının merkezine elde edeceği görüntüyü değil, insanı yerleştiren bu anlayış fotoğrafçının gökselliğini alaşağı ederek, görüntülenen ile görüntüleyen arasında bir iletişim kanalı açar. Bu iletişim alanı eşitler arası, birinin diğerinden üstün olmadığı bir alanın varlığına işaret eder. Ya da fotoğrafçı,  zihninde böylesi bir alanın var olduğuna dair bir belirti kendiliğinden oluşuyor ise sahip olduğu ve olabileceği iktidarın farkındalığıyla hareket eder. Fotoğrafladığı insanların varoluşuna binaen sorumluluk hisseder. Böylece hedefini on ikiden tutturan bir avcı hevesiyle var olanı eksiltmek için değil, karelerini çoğaltırken  insanlarla bir şeyleri paylaşmak ve onlardan öğrenmek adına deklanşörüne basar. Magnum’un ünlü editörlerinden   James A. Fox  için işte bu bir yaşam sevincidir. (A. Fox; Der. Maga, 2007) Bu yaşam sevincinin kaynağını gözeten ve paylaşıma değer veren biri olarak toplumsal olaylar bağlamıyla insanı konu alan sosyal belgesel fotoğraf çalışmaları için bugün Türkiye’de farklı bir dile/dillere ihtiyaç duyduğumuz kanısındayım. Günümüzde yaygın olarak kullanılan sosyal belgesel fotoğraf dili konunun nasıl, niçin, neden anlatıldığından çok, ne anlattığıyla kuruluyor ve geliştiriliyor. Bu dil fotoğrafçının anlam dünyasında bir değişime yol açmadığı gibi çalışmasının etkisini yarım bırakıyor ve güdük, tek boyutlu bir eleştiri mekanizmasıyla yetinmemize neden oluyor. Konunun ne anlattığına bakmanın önemli olduğunu akılda tutarak, bugün konunun nasıl, niçin, neden anlatıldığını içeren bir fotoğraf diline ihtiyaç duyuyor gibiyiz. Bu dilden beslenerek geliştirilen fotoğrafçı tutumu ve eleştiri mekanizması, fotoğrafçının konusuyla kurduğu ilişkinin derinliğini sorgulamayı doğurduğu gibi fotoğrafçının konusuna yaklaşımındaki samimiyeti açığa çıkartır. Böylece çalışmalar daha değerli ve etkili hale gelir.

 

Bu dil “görüntü her şeydir” mantığına karşı yapılandırılmış, leke, ışık, kompozisyon eleştirilerinin  dışında  başka açılardan da  eleştiriye tâbi tutulan bir dildir. (Fotoğrafçının toplumsal cinsiyet algısının, maduniyet sorununu ele alış biçimlerinin, görüntülerle kurduğu dilin ve sair tartışıldığı eleştirildiği bir dilden bahsediyorum.) Böylesi bir dilin imkânı fotoğrafçıyı görüntüyü kaydedici kimliğinden daha ileri bir boyuta taşır: Sahici bir tanık ve müdahil. Böylece, olayın başı- sonu hakkında fikirler yürütebilecek kadar bilgi sahibi olan ve bu bilgilerini o olay içinde yaşayanlarla paylaşan sahici bir tanık olarak fotoğrafçı, kamuoyunun farkında olması gereken kritik konularda değişimi etkileme gücünü elde eder.
Sahici bir tanık olmak fotoğrafçının içtenliği ve iyimserliğinden çok daha başka bir çaba gerektirmektedir. Fotoğrafçının iktidarı ve iktidarının farkındalığıyla hareket etmesi kısmına yukarıda değinmiştim. Burada çekime çıkmadan evvel fotoğrafçının kendisine konu edindiği olayı her yönüyle, nasıl araştırması gerektiğine dair kendimce birkaç ipucu vermek istiyorum. Görüneni sabitleme istenci zamana bir çentik atma isteğiyle aynı kaynaktan doğar. Yapılan her resim, çekilen her fotoğraf, yazılan her yazı aslında bu faaliyetleri gerçekleştiren öznenin zamana bir çentik atmasıdır. Fotoğraf da zamana bir çentik atmaksa, bu çentiğin anlamlı bir şekilde atılması hem toplumsal sorunların gündeme doğru bir şekilde getirilmesi adına hem de fotoğrafçı adına önemlidir. (Tekrarlamaktan kaçınmayarak her fotoğraf karesinin böyle hissedilerek üretilmesi zorundalığını kast etmediğimi belirtmeliyim. Burada üzerinde durduğum şey, toplumu doğrudan ilgilendiren sosyal belgesel fotoğraf çalışmaları ve bu çalışmaları üreten fotoğrafçının kendisidir.) Sosyal belgesel fotoğrafın gücü işte bu çentiğin doğru anda atılmasıyla kendini gösterir. Doğru anı yakalamak için, çekimi yapılan konunun her yönüyle araştırılması gerekmektedir. Bununla beraber çekimi yapılan konunun, toplumu nasıl ve ne şekilde ilgilendirdiğini fotoğrafçı öncelikle kendisini ikna edecek şekilde ortaya koymalıdır. Kısacası kamuoyuyla paylaşılmasını istediği konuyu fotoğrafçı, her anlamıyla soruşturmak durumundadır. Bunu yapması içinse toplumsal sorunlarla doğrudan ilgilenmeli veyahut ilgililerle çalışmasını paylaşmalıdır. Howard S. Becker’in de işaret ettiği üzere bu paylaşım fotoğrafçının hem kendi dünyaya bakış açısını değiştirmede, yenilemede, hem konunun tüm derinliğiyle  anlatılmasında hem de fotoğrafçının sahici bir tanık olması bakımından  mühimdir.

 

 

 

KAYNAKLAR
A. Fox, Fotoğrafçıya Fısıltılar, Hazırlayan İ. Maga,YGS Yayınları, İstanbul, 2007.
S. Salgado, Fotoğrafçıya Fısıltılar, Hazırlayan İ. Maga, YGS Yayınları, İstanbul, 2007.
Howard S. Becker, Fotoğraf ve Sosyoloji, Toplumbilim Fotoğraf Özel Sayısı, Mart 2006, Bağlam Yayınları, 2006.
İKİNCİL KAYNAKLAR
A. Badio, Etik, Metis Yayınları, İstanbul, 2004.
D. Hurn, B. Jay, Fotoğrafçı Olmak Üzerine, Fotoğraf Vakfı Yayınları, İstanbul, 2002.
J. Berger, J. Mohr, Anlatmanın Başka Bir Biçimi, Agora Yayınları, İstanbul, 2007.
Ö. Yurdalan, Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj, Agora Yayınları, 2008.

 

 




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.