|
|||||||||||||
Kötüyü Sosyal belgesel fotoğraf alanında “etik” ve farklı bir dilin imkânı üzerine notlarKötüyü Sosyal belgesel fotoğraf alanında “etik” ve farklı bir dilin imkânı üzerine notlar Kamuoyunun farkında olması gereken kritik konular vardır; fotoğraflar değişim için bir dürtü uyandırır. Bir fotoğrafçı olarak amacım değişimi etkilemektir. Herhangi bir insan faaliyeti söz konusu olduğunda, o faaliyet içindeki ilişkilerin, kişilerin hak ve özgürlüklerine ve de varoluşlarına zarar vermeyecek şekilde geliştirilmesine işaret eden “etik” göz ardı edilemez. Fotoğraf camiasında tartışılan fotoğrafçı Erdal Kınacı’nın sosyal belgesel üretim süreci ve sonrasındaki durumu (Erdal Kınacı doktorluk mesleğini ve fotoğrafçı kimliğini kötüye kullandığı için mağdur ettiği kişiler tarafından yargıya şikayet edilmişti.), her alanda olduğu gibi iktidar ve güç istenciyle tutuşan fotoğraf dünyasında fotoğrafçı tutumu ve dolayısıyla etik konusunu yeniden gündeme getirdi. Eğer öyle değilse bile bu yazı, andığımız fotoğrafçının gündeme gelmesi dolayımıyla, insanı konu edinen sosyal belgesel fotoğraf alanında son zamanlarda yapılan tartışmalara etik ve fotoğrafçı tutumu konularını da katarak tartışmayı genişletmeyi hedeflemektedir. Sosyal belgesel fotoğrafta en yalın anlamıyla etikten, ya da ahlaktan mı demeliyim, kastım, en az iki insanın kurdukları ilişkide durumları, konumları ne olursa olsun birbirlerinin varlıklarını tehdit etmeyecek şekilde tutum geliştirmeleridir. Bu etik anlayış ne bir ilahi ahlaka ne de modern dünyanın dogmatik etik/ahlak anlayışına yaslanmaktadır; tersine şair Rimbaud’nun “Ben bir başkasıdır” sözüne yaslanmaktadır. Tüm ötekileri reddedip aynı olma talebini yineleyen bir anlayışa karşı konumlanmış bu anlayış, yaşanılabilir bir dünya için gerekli olduğu gibi sosyal belgesel fotoğrafla uğraşanlar için de bir kılavuz niteliğindedir.
Sosyal belgesel fotoğraf ile uğraşanlar için farklı bir dil imkanı
“Benim için en önemli prensip insandır. Bir olay, fotoğraflanacak insanı küçük gösteriyorsa, bu tamamen gerçek bir sahne de olsa, bu görüntüyü fotoğraflamam.” (Salgado, Der. Maga, 2007, s. 77) İlgi ve merakının merkezine elde edeceği görüntüyü değil, insanı yerleştiren bu anlayış fotoğrafçının gökselliğini alaşağı ederek, görüntülenen ile görüntüleyen arasında bir iletişim kanalı açar. Bu iletişim alanı eşitler arası, birinin diğerinden üstün olmadığı bir alanın varlığına işaret eder. Ya da fotoğrafçı, zihninde böylesi bir alanın var olduğuna dair bir belirti kendiliğinden oluşuyor ise sahip olduğu ve olabileceği iktidarın farkındalığıyla hareket eder. Fotoğrafladığı insanların varoluşuna binaen sorumluluk hisseder. Böylece hedefini on ikiden tutturan bir avcı hevesiyle var olanı eksiltmek için değil, karelerini çoğaltırken insanlarla bir şeyleri paylaşmak ve onlardan öğrenmek adına deklanşörüne basar. Magnum’un ünlü editörlerinden James A. Fox için işte bu bir yaşam sevincidir. (A. Fox; Der. Maga, 2007) Bu yaşam sevincinin kaynağını gözeten ve paylaşıma değer veren biri olarak toplumsal olaylar bağlamıyla insanı konu alan sosyal belgesel fotoğraf çalışmaları için bugün Türkiye’de farklı bir dile/dillere ihtiyaç duyduğumuz kanısındayım. Günümüzde yaygın olarak kullanılan sosyal belgesel fotoğraf dili konunun nasıl, niçin, neden anlatıldığından çok, ne anlattığıyla kuruluyor ve geliştiriliyor. Bu dil fotoğrafçının anlam dünyasında bir değişime yol açmadığı gibi çalışmasının etkisini yarım bırakıyor ve güdük, tek boyutlu bir eleştiri mekanizmasıyla yetinmemize neden oluyor. Konunun ne anlattığına bakmanın önemli olduğunu akılda tutarak, bugün konunun nasıl, niçin, neden anlatıldığını içeren bir fotoğraf diline ihtiyaç duyuyor gibiyiz. Bu dilden beslenerek geliştirilen fotoğrafçı tutumu ve eleştiri mekanizması, fotoğrafçının konusuyla kurduğu ilişkinin derinliğini sorgulamayı doğurduğu gibi fotoğrafçının konusuna yaklaşımındaki samimiyeti açığa çıkartır. Böylece çalışmalar daha değerli ve etkili hale gelir.
Bu dil “görüntü her şeydir” mantığına karşı yapılandırılmış, leke, ışık, kompozisyon eleştirilerinin dışında başka açılardan da eleştiriye tâbi tutulan bir dildir. (Fotoğrafçının toplumsal cinsiyet algısının, maduniyet sorununu ele alış biçimlerinin, görüntülerle kurduğu dilin ve sair tartışıldığı eleştirildiği bir dilden bahsediyorum.) Böylesi bir dilin imkânı fotoğrafçıyı görüntüyü kaydedici kimliğinden daha ileri bir boyuta taşır: Sahici bir tanık ve müdahil. Böylece, olayın başı- sonu hakkında fikirler yürütebilecek kadar bilgi sahibi olan ve bu bilgilerini o olay içinde yaşayanlarla paylaşan sahici bir tanık olarak fotoğrafçı, kamuoyunun farkında olması gereken kritik konularda değişimi etkileme gücünü elde eder.
KAYNAKLAR
|
|
||||||||||||
|
|||||||||||||