Ana Sayfa > Projeler > Ölüm Kokuyordu Takvim Yaprağı



Ölüm Kokuyordu Takvim Yaprağı - Kemal Elitaş

DEM¦-R-D+ûK+£M-01.jpg
DEM¦-R-D+ûK+£M-02.jpg
DEM¦-R-D+ûK+£M-03.jpg
DEM¦-R-D+ûK+£M-04.jpg
DEM¦-R-D+ûK+£M-05.jpg

DEM¦-R-D+ûK+£M-06.jpg
DEM¦-R-D+ûK+£M-07.jpg
DEM¦-R-D+ûK+£M-08.jpg
DEM¦-R_D+ûK+£M-09.jpg
K.elitas01.jpg

K.elitas02.jpg
K.elitas03.jpg
K.elitas04.jpg
K.elitas05.jpg
K.elitas06.jpg

ÖLÜM KOKUYORDU TAKVİM YAPRAĞI...
Kemal ELİTAŞ

 

Siyah, gri, küf,  kokusu yayılmış takvim yaprağına...
Öyle miydi fotograflar, ışıl ışıl yüzler vardı fotograflarda. Mutlu ve bir o kadar yarınlara bakan...
Kan kokuyordu gün ışırken...
Gün ışımadan, silahların ürkütücü ölümcüllüğü kaplamıştı güneşin ışınlarını...
Hava barut kokusu, hava ölümdü...
Radyodan spiker, uyku mahmurluğundaki insanlara ölümü anlatıyordu, tekrar tekrar...
Uykuda uyuyan bebeklerin yarınlarına taşınacak kocaman ölümler...
Acılar, dağılan aileler, sevgiye hasret  sevgiye özlem taşıyan bebeler...
Küçücük bedenleri uykudayken yayımlanan ölüm kokan bildiriler.
Kapatılan sendikalar, kapatılan partiler, kapatılan millet meclisi, gazeteler ve yayımlanan ölüm listeleri...
 Listelerde adı geçen anneler, babalar ve kardeşler...
Bir numaralı milli güvenli kurulu bildirisi ve iki, üç...dört...beş....
Milli olmayan, güvenliği ölüm olan kurulun sıralanan bildirileri...
“Bizim çocuklar bu işi yapmışlar” diyen bir amerikan merkezli milli güvenlik...
Peş peşe gelen yasaklar, engeller ve sıkıyönetim mahkemeleri...
Halbuki nasıl da coşkuluydu grevlerimiz, hak arama mücadelesi verdiğimiz...
Birlik, beraberlik içinde geçen grev günlerimiz...
Daha on yıl önce yine bir gece yarısı gelivermişlerdi evlerimize...
Yine yasaklar, yine ölümlerle...
Tüm haklarımız gasp edilmişti, tüm özgürlüklerimize zincir vurulmuştu...
Analar, babalar tutuklanmış yine çocuklar kimsesiz kalmıştı...
Acı...acı ve yine acı...
İşte Harun Karadeniz’ in cenazesi, yüzler binlere eklenmiş, binler yüzbinlere...
Oradaydı sanki Harun Karadeniz, bizlerle, yüzbinlerle...
Eller üstünde güneşe erercesine, yukarılara kaldırılmıştı...
Akın var güneşe akın... güneşi zaptedeceğiz... güneşin zaptı yakın...
Yine en önde yürüyordu, yine çağırıyordu mücadeleye, yine oradaydı...
Oradaydı ve yüzbinler arkasındaydı...
İşte ÇBS fabrikasındaki işçiler, patronun lokavt kararına karşı direnişteler...
Ellerinde bayraklar, yürüyor bu çocuklar...
Yürüyorlardı, iş için... ekmek için...hürriyet için...
Silahtar ağa direnişle uyanmıştı güne...”bu işyerinde lokavt var”...
Üretim yaptıkları makineler susmuş, sorgulu gözlerin bakışmasıydı birbirlerine...
Kapanmıştı fabrikaları...
İşçiler geldi, demir dökümden, sungurlardan, evmadan, bekodan, eti tuğladan...
Silahtarağa güne suskun makinelerle başlamıştı...
Dayanışma vardı, mücadele vardı... susmuştu makineler...
Okula gitmeyen bebelerde oradaydı, babalarının hemen yanı başında...
Az sonra anaları da geldi. Direnişte olanlar kocalarıydı ama yemek tencereleri boş olacak olanlardı onlar.
Sofralarında onların elleri vardı. Zaten bir kısmı da başka fabrikalarda çalışıyor ve lokavtın ne demek olduğunu şimdi anlıyorlardı.
Lokavt işsizlik demekti. Yeniden aç kalmak, yeniden soğuk kış gecelerinde odunsuz geçirmek demekti...
Belki de sıra yarın onlara gelecekti...
Yürüyordu işçi sınıfı...
Yine önderleri omuzlarında sonsuzluğa giden yolda onunla birlikte...
DİSK Genel Sekreteri İbrahim Güzelce’ nin cenazesiydi bu...
Beyazıt meydanından başlayan ve bir kolu vatan caddesinde olan bir yürüyüş kolu...
Tüm fabrikalar, önderlerinin bu son yolculuğunda onun yanındaydı...
Yine demir döküm işçileri, yine sungurlar işçileri, netaş işçileri...
Sendikalı, sendikasız tüm işçiler buradaydı.
Bende oradaydım.
Vizörden gördüklerimi film karesinde ölümsüzleştirmek için peşi sıra basıyordum deklanşöre...
Yarınlara taşınmalıydı bu kareler...
Verilen mücadele, yaşanılan bu anlar...
Coşkuluydu grevler, dayanışma vardı, umut vardı...
Sarı sendikalara karşı verilen mücadele vardı, ekmek için gece gündüz beklenen çadırlar vardı...
Ama hep mutluluk, hep neşe hakimdi. Çalan davullar eşliğinde çekilen halaylar...
Kadınlı erkekli el ele grev çadırının önünde oynanan oyunlar...
Aylar süren grevler, yılmadan yorulmadan ve pes etmeden dayanışma içinde devam eden hak arama mücadelesi...
Grevci işçilerin pankartları en öndeydi Taksim alanına girerken.
Kürsüden fabrikalarının isimleri anons edildiğinde, başka bir coşkuyla yürümeye başladılar...
Kenetlenen nasırlı elleri kendilerinden daha emin ileriye yürüdüler...
 “iş, ekmek, hürriyet için...işçiler birleşin” diyordu pankartları...
“faşizmi ezelim insanca yaşayalım”...
“40 saatlik iş haftası”...
“lokavt hak değil, suçtur”...
Taksim meydanı denizin dalgalanması misali peşi sıra sallanan pankartlarla doluydu...
Coşku vardı... dayanışma vardı... mücadele vardı...
Bugün işçi sınıfının bayramıydı...
Bugün 1 Mayıs’ tı... Biten negatif filmleri saklıyordum, çorabıma, iç çamaşırıma...
Bugünlerin yarınlara taşınmasını istemeyenler için belgeydi onlar...
Önce fotograf makineleri ve negatiflere saldırı oluyordu. İnen coplar makineleri bertaraf etmek içindi...
Bir sabah mahmurluğunda radyodan yayınlanan bildiriler, yeniden geldiklerinin işaretiydi...
Takvim yaprakları on bir eylülden on iki eylüle geçerken...
Güneş ışınlarından önce ulaşmışlardı tüm ülkenin sathına...
Kara bir bulut gibi çöküvermişlerdi, gün ışımadan karanlığın içinden çıkıvermişlerdi...
Takvim yaprakları ölümü çağrıştırıyordu...
Ve işte bugün onlar yok ama o günlerden bu günlere taşınan mücadelenin negatifleri hala var olmaya devam ediyor...
Yine meydanlarda, yine negatiflerle yarınlara taşınacak fotograflar...
Taa sungurlar kazan fabrikası direnişinde, babalarının yanında olan çocukların haykırışı bu...
“Bağımsız Türkiye” özlemiyle küçücük bedenlerinin o küçücük yumruklarıyla ayağa kalktıkları o gün gibi...
“Kendimizi, yaşadığımız zamanın pasif bir tanığı olarak görmüyoruz.
Sorumluluk duyduğumuz ve heyecanlara, öfkelere, acılara ortak olmak istediğimiz için kendimizi de taraf olarak görüyoruz.”
 
Bu yazı 14 Eylül 2008 tarihli Evrensel gazetesinde yayınlanmıştır ve Kemal Elitaş’ın izniyle
http://www.haberfoto.org/index.php?option=com_content&Itemid=109&catid=40&id=53&view=article  adresinden alıntılanmıştır.

 

 

KEMAL ELİTAŞ
70'li yılların başında fotoğraf çekmeye başladı.. Paris Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenim görürken... 68 olaylarına katılan Paris'li öğrencilerle tanıştı... Fotoğrafın zamanı film karesine hapsedeceğini o yıllarda düşündü... Fransa'da yaşayan...Türkiye'li işçilerin iş ve yaşam koşullarını fotoğrafladı... Ve sergi açtı... Fransa Türkiyeli Öğrenciler Birliği Genel Başkanlığı yaptı... O dönemde, Yılmaz Güney Filmleri Haftasında çektiği fotoğraflar... Cumhuriyet Gazetesinde yayınlandı... Türk Haberler Ajansında(THA), foto muhabiri olarak çalışmaya başladı... O dönemin siyasi olaylarının içinde yer aldı ve fotoğrafladı...
Yazı ve fotoğrafları, başta Cumhuriyet, Vatan, Milliyet, Politika gibi günlük gazeteler ve birçok dergide yayınlandı...
İlk kişisel sergisi, "LİCE DEPREMİ SONRASI"...
İnşaat Mühendisleri İstanbul Şubesi'nin öncülüğünde.... İstanbul, Ankara, İzmir ve Almanya'da sergilendi... Lice deprem İzlenimleri ve röportajları Cumhuriyet Gazetesinde yayınlandı...
Grevlerin, lokavtların, direnişlerin, mitinglerin içinde yer alarak...Gerçeğin ta kendisini fotoğrafladı... 40.000 karelik bir arşiv oluştu... Yasaklanan 1.Mayıs.1979 da sokağa çıkarak tutuklandı ve hapis yattı... 80 sonrası hakkında davalar açıldı... ve... 40.000 kare günümüze kadar taşındı...

 

www.kemalelitas.com/

Proje sahibine iletmek istediğiniz mesajı form aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Adınız:[ ! ]
Soyad:[ ! ]
E-Mail:
Konu:
Mesajınız:
Onay Kodu: Captcha
Onay Kodunu Girin:[ ! ]
 



Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.