'Ankara'nın taşına bak!'
Gözlerimin yaşına bak...
05 Şubat 2010 Cuma
Tekel işçilerinin Ankara direnişinin başladığı ilk gün Alanya’da sergimin açılışında kararımı vermiştim. Ben de onların yanında olmalıydım. Ama ardından Trabzon’daki sergime gitmeye mecbur kaldım. Bu arada Tekel işçilerinin direnişi büyüyerek ve etkileri bütün Türkiye'ye dalga dalga yayılarak devam ediyordu.
Trabzon'daki sergimin sonunu bekliyemedim. Ankara'ya geldiğimde yüzüme ilk çarpan dondurucu bir soğuk oldu. Dereceler sıfırın çok altını gösteriyorlapa lapa kar yağıyordu. Doğrudan Türk-İş'in önüne geldiğimde ise yüzüme çarpan mücaleninkararlılığın ve dayanışmanın sıcaklığı oldu. Burada yukardan süzülen güzelim kar tanelerinin yarattığı görünümü izleyecek romantizm yoktu kimsede. Çünkü karsokakta ve derme çatma çadırlarda süren direnişi zorlaştırıyordu. Karın yarattığı sessizliğine sık sık tekrarlanan öksürük sesleri karışıyor. Gönüllü doktorlar yardımcı olmak için koşuşturuyordu ve bir de çoğunluğu emekçi Ankara halkı...
Zaman nasıl geçer?
15 gündür Tekel işçileriyle birlikte ben de Türk-İş'in önündeçadırlarındabasın açıklamaları ve yürüyüşlerindemitinglerindeyim. Onların zorlu ve zorunlu eylemini fotoğrafladım. Tarihi direnişi objektifimle ölümsüzleştirmeye çalışıyorum. Buna devam ediyorum. Sözlerini yüreğimde sakladım. Gözlerinde gördüğüm azmi ve umudu ise ömrüm boyunca unutmayacağım.
Buz gibi Ankara ayazındanaylon çadırın altında zaman nasıl geçer? Belki 1 saat geçirirsiniz hepiniz. Ama onlar neredeyse iki aydın buradalar. Her gün umutla bakılan sabah gazeteleri'hangi yazar bizi yazmış?''Hangi gazete dünkü eyleme daha çok yer vermiş?'... Medya eleştirisinin ardından biraz sohbetbiraz türkü... Türküler çok çeşitli çünkü Anadolu'nun her tarafından insan var burada. Sanırsınız gelirken yanlarında bütün Türkiye'yi de getirmişler.
Sonra ısınmak için omuz omuza çekilen halaylar. Her gün bir başka dayanışma heyetinin ziyaretçileriyle kucaklaşmalar. En çok DA bu ısıtır içlerini. Ve gün dinginleşipsessizlik çöktüğünde gözler ellerdeki kitaplardakulaklar televizyon haberlerini sunan spikerin vereceği umutlu bir haberde.
Süresiz açlık grevi...
Bugün 5 ŞubatTekel işçilerinin direnişin 54. günü. Süreli açlık grevini süresiz açlık grevine dönüştürdüler. 'Ölüm orucu' da deniliyor hani... 21. yüzyılda Türkiye'nin başkentinin göbeğinde iş ve aş mücadelesi veren bu insanlara 'ölüm' lafını kanıksatan iktidar utansın... Yine gönüllü hepsi. 3 günlük açlık grevini bitirerek Türk-İş'in salonundan çıkan kardeşlerinin yerine yumrukları sıkılı 150'ye yakın işçi neşeyle ve coşkuyla girdi içeri.
Tekel İşçilerinin direnişi bir çok ilki de içinde taşıyor...
53 gündür inanılmaz zorluklarla dolu ve yıpratıcı bir ortamda büyük bir sükunetle hiç bir gerginlik olmadan direniyorlar. Ben bunca yıldır toplumksal olayları takip ediyorum inanın böyle şey görmedim. Belki de dünyanın en barışçı eylemini sürdürdüler bu işçiler ve sürdürmeye devam ediyorlar. Normal hayatta asla bir araya gelemiyecek insanlar inanılmaz bir hosgörü ve dayanışma içersindeler. Öfkeleri ortak ve çok büyük hedefleri belli. Bu direniş “ekmeklerinin ve geleceklerinin ellerinden alınmaması” için sürecek.
Bana sorarsanız gerçek 'demokratik açılım' ve demokrasi mücadelesi işte tam da burada gerçekleşiyor. Bu naylon çadırların altına sığınmış Ankara’nın soğuğuna direnen İzmirli, Diyarbakırlı, Tokatlı, Samsunlu, İstanbullu ve diğer bölgelerden gelenlerle tüm Türkiye elele tutuşarak kolkola girerek hakları için direniyor. Bu eylem tüm halkın gerçek duygularını ortaya koyduğu bir eylem.
Kadınlar hep en önde...
Yaşlı teyzelerin evlerinde örerek getirdiği kaşkollar, eldivenler ve bereler direnişçilerin en faydalı aksesuarı. Ankaralı kadınların evlerinde pişirip tencerelerle taşıdıkları çorbalar ve yemekler direnişçilerin içini ısıtıyor. Tepsilerle taşınan kekler, börekler direnişçiler için günün ziyafeti. Peki ya kirlenen çamaşırların da evlerde yıkanıp, ütülenip, getirildiğini biliyor musunuz? Ellerinde taşıyabileceği kadar battaniyeyi yüklemiş dağıtmak için çadır önüne gelmiş kadınları da sık sık görüyorsunuz.
Neticede Tekel işçileri bir destan yazıyorlar ve yazmaya da devam edecekler. Burası öğretiyor, buraya omuz veren herkes öğreniyor. Bu mücadeleden herkesin çıkartacağı sonuçlar var. Buraya uğramayan,bu mücadeleyi küçümseyen 'sosyal mücadelecilerin' ise bilmem yüzleri kızarıyor mudur?
Orada işçiler kendi mücadelelerine ve güçlerine güveniyor ama son derece barışçı ve umutlu bir bekleyiş içindeler. Hükümetin de Başbakan'ın da bütün olumsuz mesajlarına rağmen kayıtsız kalamayacağını düşünüyorlar. Benim beklentim de bu örnek direnişin vicdanları harekete geçireceği yönünde...

























































































































