Ana Sayfa > Fotoğraf Yazıları



Türkiye’de Fotoğraf Ve Kurumsallaşma (1)

Yard.Doç.Dr. A.Beyhan ÖZDEMİR

(KÖY ENSTİTÜLERİ’NDE FOTOĞRAF)

Yard.Doç.Dr. A.Beyhan ÖZDEMİR
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Fotoğraf Bölümü Öğretim Üyesi

Web : www.beyhanozdemir.com
e-mail : beyhan.ozdemir@deu.edu.tr

1789 Fransız Devrimi sonrasında başlayan aydınlanma ve yenileşme hareketleri, başta Avrupa olmak üzere, tüm dünyada birçok sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yapılanmaların yaşandığı dönemin de başlangıcı olmuştur. Aydınlanma ve halk egemenliğine giden bu süreçte genç Türkiye Cumhuriyeti de topluma siyasal ve kültürel alanda özgürlüklerin yaşanabileceği bir ortam sunmuştur. Atatürk düşüncesi, gelişime açık, her anlamda bağımsızlığı öngören, milliyetçiliği toplumun öz değerlerinden hareketle insanlık ailesine açılış olarak değerlendiren; “dilde, yazıda, tarih anlayışında, tüm sanatlarda Türk insanının sahip olduğu nitelikleri ortaya çıkarmak ve çağdaş boyutta yeniden düzenlemek” amacıyla kendini sınırlamadan her yolu deneyen çağdaş demokrasi kültürünün ürünüdür.

1924 Anayasası, doğal hukuk ilkelerinin doğrultusunda getirdiği “özgürlüklerin herkes için sınırı, başkalarının özgürlüklerinin sınırıdır. Zümre, sınıf aile ve kişisel ayrıcalıklar yasaktır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” kuralıyla eşit, özgür ve sorumlu yurttaş kavramını günlük yaşama sokmuştur.

Cumhuriyetle birlikte, ülkemizde Aydınlanma felsefesine yakınlık duyan kadro, laik ve modern siyasal kavramların içini kendine göre, toplum yapısına uygun bir anlayışla doldurmaya çalışırken, kurumsallaşma konusunda ilk adımlar atılmaya başlanmıştır.

Cumhuriyet’in erken döneminde, aydınlama yolunda üç büyük girişim vardır:
1) Halkevleri ve Halkodaları
2) Milli Eğitim Bakanlığı’nın dünya klasiklerini Türkçe'ye çevirtmesi.
3) Köy Enstitüleri

Cumhuriyet dönemi devrimlerini halka tanıtmayı amaçlayan önemli kurumlardan birisi Köy Enstitüleri’dir. Bu enstitülerde dersler yapıldığı gibi sanatsal çalışmalar da yapılmaktaydı. Köy Enstitüleri, Bauhaus Okulu’na benzer sanatsal üretimin işlevselliği ve gündelik hayatta kullanılmasına yönelik çalışmalar yapılan çok önemli bir yapılanmadır. Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’tur. İsmail Hakkı Tonguç 1897'de Romanya'da doğmuştur. Kastamonu Öğretmen Okulu’nda parasız yatılı öğrenci olarak öğrenim görmüş, 1918'de İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuştur. 1932'de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-El İşleri Bölümü’nü kurar; burada yönetici olarak çalışır. 1935'te İlköğretim Genel Müdürü olur. Atatürk devrimlerini köylere ulaştırma hedefini, Eğitmen Kursları ve Köy Enstitüleri kurarak bulmuştur. 1946'da genel müdürlük görevinden alınan Tonguç, Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine atanır. Nisan 1949'da Ankara Atatürk Lisesi Resim öğretmenliğine gönderilen Tonguç, Eylül 1950'de Bakanlık emrine alınır. 23 Haziran 1960'ta yaşamını yitirir.

Köy Enstitüleri fikri, “Liberal ekonomi” modeline uygun olarak  “faydacı eğitim”  felsefesi benimsenerek (17 Şubat- 4 Mart 1923) I.İzmir İktisat Kongresi’nde ortaya çıkar. Bunun kanıtı da, faydacı eğitim felsefesi fikrinin öncüsü John Dewey’in Türkiye’ye davet edilmesidir (1924). Dewey, kalkınma için gerekli eğitim hamlesinin başlatılmasını, eğitim hizmetlerinin köye götürülmesi ile sağlanabileceğini belirtmiştir. Köy Enstitüleri’nin asıl çıkış amacı da budur.

Köye eğitim hizmeti 1936’da başlamıştır. O tarihte erkeklerin % 76.7’sı, kadınların % 91.8’i okur- yazar değildir. 1926’da “Köy Muallim Mektepleri” açılmıştır. 1936’da deneme amaçlı başlayan “Köy Enstitüleri” 1940’da en büyük eğitim reformlarından biri olmuştur. 1942’de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açılmış ve 1946’da sayıları 21’e ulaşmıştır.  Kuruluşu üzerinden 6 yıl sonra programları ve dersleri değiştirilmiş, 1950 yılında da kapatılma sürecine girip 1954 de kapatılmışlardır. 

1940’ta yasallaşan Köy Enstitüsü sistemi; Cumhuriyet aydınlanmasının eğitim alanındaki en özgün ve en çok ses getiren bir uygulamasıdır. 17 Nisan 1940’ta kabul edilen, 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’na göre “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Maarif Vekilliği’nce köy enstitüleri açılır.” Yasanın yaptığı bu yalın tanımın gerisinde Köy Enstitüleri’nin kuruluşuna temel olan çok önemli gerekçeler bulunmaktadır.

Tonguç, klâsik eğitimcilerin direnişlerine karşın, okur-yazar gençlerden seçtiği bir grubu “Eğitmen” adıyla köylerde “geçici öğretmen” olarak görevlendirmek üzere, 1936 yılında Eskişehir’in Çifteler’de dört aylık bir kurs açmıştı. Ankara köylerinde görevlendirilen ilk 84 eğitmen başarılı oldu. 1937-38 öğretim yılında Eskişehir/Çifteler ve İzmir/Kızılçullu’da, deneme olarak iki “Köy Öğretmen Okulu” açıldı. 1940’a kadar açılan bu tip 4 okul, yasa çıkınca “Köy Enstitüsü” adını aldı ve değişik bölgelerde yeni Köy Enstitüleri açıldı. Enstitüsü sayısı 1945’te 20’ye, 1948’de 21’e çıkarıldı. Köy eğitimi ile ilgili diğer personeli yetiştirmek ve bir “Köy İncelemeleri Merkezi” olmak üzere, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde bir de “Yüksek Köy Enstitüsü” açıldı.

Köy Enstitüsü programı, çok yönlü eğitimi benimsemişti. Genel kültür ve beceriler yanında edebiyat, resim, müzik ve spor gibi etkinlikler uygulanmaktaydı. Eğitim yaşamının tümüne sanat, hareket ve yaratıcılık egemendi. Her öğrencinin bir müzik aleti çalması zorunlu idi. Halk kültürünün tüm malzemesi enstitülere taşınıp işleniyordu. Köy enstitülerinde, bir yıl içinde, her öğrenci en az 25 klâsik eser okumak durumundaydı. “Elektra, Faust, Kırmızı ve Siyah, Kral Oidipus, Vadideki Zambak, Cyrano de Bergerac, Devlet, Figaro’nun Düğünü, Goriot Baba, Venedik Taciri” gibi kitapları okuyan bu öğrenciler, “Zoraki Tabip”, “Kibarlık Budalası”, “Bir Yaz Gecesi Rüyası” gibi oyunları da başarıyla oynamışlardır.

Köy Enstitüleri aynı zamanda köy kökenli aydınlar kuşağının yetiştiği bir ocak gibidir. Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Dursun Akçam gibi yazarların yanında, birçok ressam, politikacı ve eğitimci de bu okullarda yetişmiştir.

Köy Enstitüleri’nn kültür ve sanat alanındaki başarıları şöyle özetlenebilir :
- Bilimsel ve felsefi anlamda laik eğitim başlamıştır.
- Sanat, edebiyat, bilim teknoloji de olumlu beklentiler oluşmuştur.
- Atatürk’ün özlediği demokratik  toplum ve kültür için kurumsal alt yapı oluşmaya başlamıştır.

İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitüleri’ndeki gelişmeleri Anadolu’ya yaptığı yolculuklarla takip etmekteydi. Köy enstitüsü müdürlerine, kendisine belirli aralıklarla o enstitüde yapılan çalışmalarını ve koşullarını gösteren fotoğraflar yollamasını istemiştir. Bu enstitülerde fotoğraf, ya oradaki bir öğretmen tarafından ya da varsa yakın bir yerleşimdeki fotoğrafçı vasıtasıyla çekilmekteydi. Bu yüzden merkeze gönderilen bu fotoğraflara çekenin adı, tarihi vb. yazılar yazılmıyordu. Tonguç’un oğluna miras kalan fotoğraf arşivinde ve Eğit-Der Eğitim Müzesi’nde yer alan fotoğraflarda bu bilgilere ulaşılamamaktadır. Bu fotoğraflarda amaç, sanatsal, estetik bir dışavurum yaratmak değil sadece o enstitüdeki ortamın ve eğitimin durumun belgelenmesidir. 

1950’lere kadar olan süreçte, Türk fotoğrafçılarının öz ve biçim anlayışı, ülkenin yoktan var edilişine tanık olmuş kimselerin duygu ve heyecanına uygun bir yapılanma göstermektedir. Yaşamı iyi, güzel ve doğru yanlarından kavrayan, doğayı idealize eden duygusal bir davranış iradesini, güzellik duygusunu güncelleştiren yalın, içten, dolaysız düz bir anlatım biçimi gelişmiştir. Ancak ülkenin politik ve ekonomik dalgalanmaları, üretim teknolojisini ayakta tutan, geniş çalışma olanakları sağlayan malzeme gereksiniminin karşılanamaması, fotoğrafın devletin kültür politikası içinde ciddi yerinin olmaması çağdaş yaşam koşullarıyla kaynaşmış bir atılımın gerçekleşmesini güçleştirmiştir. 1923’den başlayarak 1950’li yıllara kadar eğitimin ortam belirleyici özelliği fotoğraf özelinde kendini olumsuz olarak derinden duyumsatmıştır. Baştan itibaren yeterli eğitim kadrosunun oluşturulamaması, konunun ek ders ya da yüzeysel kurs çizgisinde kalmasına neden olmuştur.

Söz konusu dönemde fotoğraf eğitiminin idealist insanların özverili çabasıyla yürütüldüğü görülmektedir. Kültür ve eğitim kurumlarının fotoğraf çalışmalarında Atatürk devrimlerinin Türk toplumunun hafızasında yer etmesine yönelik olarak, bazen zamanın estetik anlayışını yansıtan sanatsal üretimlere rastlanırken, ağırlıklı olarak köy enstitülerinde olduğu gibi ülkenin koşullarını, halkın durumunu belgeleme amaçlı da kullanılmıştır. Amaç, devrimleri benimsetirken açılan sergilerle, kurslarla verilen derslerle fotoğrafı sevdirmek olmuştur.

Sonuç olarak, gerek Halkevleri’nin gerekse Köy Enstitüleri’nin amacı; Cumhuriyetin aydınlanma hedefleri, ülke gerçekleri ve çağdaş eğitim-bilimin verileri arasında yapılmış başarılı bir sentezin ürünü olarak; Türk halkının, köy insanının, bilimin aydınlığında, devrimlere sahip çıkmasını sağlamak ve bilinçli bir liderlikle kendi yazgısını değiştirmeye yönelik hareketlerdir denilebilir.



YARARLANILAN KAYNAKLAR :
Mustafa Çıkar, Hasan Âli Yücel ve Türk Kültür Reformu, İş Bankası Kültür Yay, İst.,1997
Murat Ervin, “Türk Fotoğraf Sanatı’nın Gelişim Süreci İçerisinde Halkevleri ve Köy
Enstitüleri’nin Rolü”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, DEÜ SBE, İzmir, 2006 
Seyit Ali Ak, Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Fotoğrafı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2001
http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar
http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar/sayi32/ovat.htm




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.