Ana Sayfa > Röportajlar



Ali BAYDAŞ

 

Fotoğrafçı bir aileden geliyor. Şimdiki, Ankara Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde İbrahim Demirel’in öğrencisi oldu. Bu arada,  Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği AFSAD’a üye oldu. 1988 - 1990 yıllarında Tempo Dergisi'nde muhabir / foto muhabiri olarak çalışırken, basın fotoğrafçılığıyla da tanışmış oldu. Daha sonra uzun süre yurt dışında kaldı. 2000 yılında yurda geri döndü. Halen, tanıtım fotoğrafçısı olarak çalışıyor.

1-  Fotoğraf nedir ?

Çevremizde geçip giden hayatın en azından görüntülerini dondurarak, ölümlülüğe karşı koyma çabasına olanak veren bir teknik ve bunun ürünleridir. Bu ise, yabancılaştığımız, bizim için sıradanlaşmış görüntülerde bilgi, anlam ve güzellikler bularak, hayata duyarlılaşmamızı sağlar. Ayrıca, fotoğraf sayesinde, kaydedilen bilgileri ileride de anımsayabiliriz. Bu görsel bilgilere müdahale ederek, kendi yorumumuzu da katabiliriz.

2-  Belgesel fotoğraf nedir ?  

Belgeselin sözcük anlamı, belge niteliği taşıyan olsa da, belgesel fotoğraf terimi için, belge sözcüğünün anlamını daha geniş düşünmek gerekiyor. Belge niteliği burada, somut bir durumu birebir yansıtan bir mahkeme delili ya da bilimsel araştırmalarda kullanılacak türden bir veri değildir. Daha genel bir durumla, insanlığın belirli bir zaman ve yöredeki manzarasıyla ilgilidir belgesel fotoğraflar. Bu özelliğiyle, daha çok edebiyatınkine benzer bir işlevi, duruşu vardır. Bu nedenle de, belgesel fotoğraf denince akla, sosyal belgesel fotoğraflar gelir. Doğa, astronomi, tıp, teknoloji, antropoloji, jeoloji v.b. dallardaki belge niteliğinde fotoğrafları, belgesel fotoğraf teriminin kapsamında değerlendirmiyorum. Buna karşın basın fotoğrafları, belirli bir konuyu, süreci ele alan foto röportajlar, insanlık manzarası dediğim olgunun etkileyici bir yansımasını veren fotoğraflar, mesela büyük ustaların fotoğrafları belgeseldir.

Bugün çekilen, insanlarla ilgili ve aktardığı gerçekliğe müdahale edilmeyen her fotoğrafın, hatıra fotoğrafları ve vesikalıkların bile, ileride bir belge değeri olabilir. Tabii, bunları belgesel fotoğraf olarak değerlendirebilmek için, fotoğrafın, içerdiği yer, kişi ve durumların geneli yansıtır nitelikte olması gerekir. Yani, 1880’lerde çekilmiş olan, filancanın portresi, belki sadece tarihçileri ilgilendirir ama o portrede genelle ilgili bir bilgi, duygu da varsa, o fotoğraf artık herkesi ilgilendirebilir.


3-  Belgesel fotoğrafın amacı nedir ?

Belgesel fotoğrafın amacı, gerçekle ilgili bilgi vererek, kendi küçük dünyamızın ufkunu genişletmek, etrafımıza örülen yalan ve yabancılaşma duvarlarında gedikler açarak, duyarlılaşmamızı sağlamaktır. Bu da, dünyanın farklı yörelerindeki ve farklı durumlardaki insanlar arasındaki yabancılaşmayı azaltarak, empati kurulmasını sağlamak, onları yakınlaştırmak anlamına gelir.   Başkalarını görmek ve düşünmek, ötekileştirmenin ve ‘biz’ e aidiyet düşüncesinin, kısacası şovenizmin tedavisi olabilir. Bu anlamda, belgesel fotoğrafın amacı, başkalarını anlamamızı, sevmemizi sağlamaktır diyebiliriz. Diğerleriyle farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi ve özünde ne kadar benzer olduğumuzu belgesel fotoğrafçılık yardımıyla anlayabiliriz.

4- Belgesel fotoğrafla toplum bilinci oluşturulabilir mi ?


Kısmen... Toplumun, belgesel veya başka bir araç sayesinde tamamen bilinçlenmesinin mümkün olduğunu sanmıyorum. Çünkü, o araçların iletecekleri mesajları hakkıyla algılayabilmek için de belirli bir bilinçlilik ve olumlu bir duruş gerekir. Fakat, belirli bir konuyla ilgili olarak,  gerçeğin daha önce bilmedikleri bir yanıyla yüzleştirildiklerinde, geniş toplum kesimleri yaşadıkları şaşkınlığı, o konuyla ilgili tepkilerine yansıtabiliyorlar. A.B.D. de 1930’lardaki ekonomik bunalım yıllarında yoksul çiftçilerden çekilen belgesel fotoğraflar, Vietnam savaşında çekilen fotoğraflar ve Ebu Garib’de çekilen işkence fotoğraflarının kamuoyunun eğilimlerini etkilediğini biliyoruz. 2. dünya savaşı sırasında, toplama kamplarında çekilen belgeseller varsa ve Alman halkına izletilmiş olsalardı, en azından savaştan sonra, “bilmiyorduk” diyemezlerdi. 




5- Belgesel fotoğrafın ulaşım gücü kullanım alanları ve etkileri nelerdir ?

Günümüzde belgesel fotoğrafın ulaşım gücünün ve etkisinin azaldığını düşünüyorum. Bu durum, yeterince belgesel fotoğraf çekilmediğinden değil, kamuoyunun bir veri ve görüntü bombardımanına maruz bırakılarak, edilgenleştirilmesi ve duyarsızlaştırılmasının bir sonucu. Kuru gürültü ve yalanın arsız bağırışı, gerçeğin sesini bastırmaya çalışıyor: “size de demokrasi ve özgürlük getirelim... az sonra...”

Buna rağmen, kimi fotoğraf ajanslarının, basın fotoğrafçılarının ve bazı televizyonların çabaları neyse ki, sürüyor. Magnum Fotoğraf Ajansı’nın, çoğu belgesel fotoğrafçılar için hala bir tapınak olduğunu düşünüyorum.


Dijital fotoğrafın hemen her yerde ve herkesçe ulaşılabilir olması sonucu, örneğin, yaptıkları işkenceden hatıra fotoğrafı çeken sapkın zihniyet, istemeden belgesele, gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet etmiş de olabiliyor artık.

Yeni bir medya olarak internet gazeteciliğiyse, görsel malzeme kullanmakta henüz fazla istekli görünmüyor ya da olanakları buna elvermiyor.



6- Belgesel fotoğrafın diğer fotoğraf akımlarından farkı  nelerdir ?

Diğer fotoğraf akımlarında, kendini ifadeye ya da görsel estetiğe yönelik çalışmalar yapılırken, belgesel, gerçeği yakalayıp, göstermeyi amaçlar. Görsel estetik, fotoğrafın yüzyılı aşkın serüveninde oluşan kompozisyon, lekesel anlatım gibi, neyin iyi fotoğraf olarak algılandığı ortak diline uygun kareler çıkarmak gibi, aslında, insanoğlunun gerçekliğine giderek yabancılaşan bir güzellik arayışına yönelmiştir diyebilirim. Kişisel ifade biçimindeki soyut anlatımlar da, dolu mesajları olan, yaratıcı çalışmalar olabilir. Fakat, güzelin tarifi yapılmışken, buna uygun kareler çekmek ve yaşanılan gerçeklikleri görmezden gelmek bana biraz kolaycılık veya kaçış gibi geliyor. 

Buna karşın, belgeselin de her zaman gerçekçi olmadığını ve bu güzellik tarifinden etkilendiğini düşünüyorum. Belgeselcilerin çoğu, eski fotoğrafları tekrarlama çabasında. Oysa, günümüzün görüntüleri ve gerçeklikleri farklı. Buna uygun konu, kompozisyon, kadraj ve anlatım yolları aranmalı artık. Evinde, kardeşinin bebeğiyle oynayışını en doğal haliyle çeken bir çocuk, Ortaköy Camii’nin ilerisinden boğazda balıkçıları çeken profesyonelden daha iyi belgeselcidir benim gözümde.  Çevremizi saran kent dokusu ve toplumsal atmosfer son derece çirkinken, hala tek tük kalmış güzellikleri cımbızla çıkartmaya çalışıyoruz. Oysa gerçeklik bu değil. Varoşların kentleri sarması, işsizlik ve insanların yabancılaşmasını yaşarken, bu gibi konuları görmezden geliyoruz. Kenar mahallelere gidersek, sanki  turistmişiz gibi, neredeyse oryantalist bir yaklaşımla fotoğraflar çekiyoruz. Bu duruma alternatif olarak, Fotoğraf Vakfı Girişimi’nin gerçekleştirdiği İç Kalpakçı Çıkmazı Foto Röportajı iyi bir örnek olabilir. Gerçekliğin içinden görsel estetiğe uygun veya duygusal kareler aramak yerine, oradaki gerçek yaşamı farklı yönleriyle ve süreçleriyle anlatan bütünsel bir çalışma... Peki, bugünün kentli bireyinin, ailesinin yaşamı belgeleniyor mu? Bildiğim kadarıyla hayır.


7- Belgesel fotoğrafın, o fotoğrafı çeken tarafından yorumlanarak karelenmesi gerçeği tam anlamıyla yansıtır mı ?

Eğer gerçekliğin mutlak bir olgu olduğunu düşünüyorsak, yorumlanmaması gerekir. Bu durumda fotoğrafçının fotoğraflarını görüntülenen insanlardan habersiz çekmesi tek geçerli yöntemdir. Burada, yorumdan kastedilenin, haberli çekmek ve belki kompozisyonu öne çıkarmak olduğunu düşünüyorum. Mutlak gerçeklik yaklaşımına göre, bu tür müdahaleler olmamalıdır.  Bir fotoğrafın gerçekliği tam olarak yansıtmasının kriteri olarak, bazı uluslararası fotoğraf sitelerinde, fotoğrafın bir mahkemede, sigorta işlemlerinde, sağlık raporunda v.b. delil olabilecek ve gazete haberinin görüntüsü olacak kadar müdahalesiz ve gerçeği birebir yansıtır olması öneriliyor.

Kişisel olarak, gerçekliğin mutlak olduğunu düşünmüyorum.  Habersiz ve müdahalesiz bir fotoğraf da yanıltıcı olabileceği gibi, haberli bir fotoğraf tam da gerçeği yansıtıyor olabilir. Bu, gerçeklikten ne anladığımızla ve seçicilikle ilgilidir. İliştirilmiş gazeteci olarak çekeceğiniz fotoğraflar ne kadar müdahalesiz ve habersiz de olsalar gerçeği yansıtmaktan uzak olacaktır. Çünkü işinize gelen görüntüleri seçersiniz.  Haberli çekilen bir foto röportajdaysa, gerçeği doğru algılıyorsanız, karşınızdaki kişinin sizin varlığınızdan haberdar olması, hatta poz vermesi, işin özünü değiştirmez. Mutlak gerçeklik yaklaşımı, doğa, astronomi, tıp gibi bilimsel alanlardaki belgecilikle örtüşebilir ama, insanı ve onun dünyasını bu biçimde ele almamalıyız bence.


8- Değişen değerler ve estetik beğeniler açısından belgesel fotoğrafın konumunu açıklar mısınız ?

Dijital teknolojinin gelişmesi ve fotoğrafçılığın kitleselleşmesinin, fotoğrafta estetik anlayışına bazı etkileri oldu: görüntü kalitesinde kusursuzluk arayışı, daha keskin görüntüler, daha doygun tonlar... Bunun bir sonucu olarak da, görüntü kalitesi birçokları için bir araç olmaktan çıkıp, fotoğrafın amacı olarak görülmeye başlandı. Benzer görüntüler tekrar tekrar üretilirken, anlatım bir kenara bırakıldı. Oysa anlatımsız bir görüntü, sadece, kaydedilmiş bir görüntüdür. Bunun, fotoğraf sanatı dilindeki anlamıyla, bir fotoğraf olması için, bir anlatımı, öyküsü ya da duygusu olması gerekir.

Buna karşın, görüntü kalitesinde veya kompozisyonunda, ‘mükemmellik’ kriterlerine göre eksikleri olan fotoğraflar, beğenilmeyebiliyor. Bu kriterlerin genel kabul gördüğü varsayılsa da, geçerlilikleri mutlak olmasa gerek. Bunlara göre değerlendirmeye kalksak, büyük ustaların fotoğraflarından birçoğu da çöpü boylardı. Tabii bu durum, beceriksizliklerin mazereti de olmamalı.

Kişisel olarak, sanatın kitlesel olamayacağını düşünüyorum. Kitlelerin beğenileri çocuklarınkine benzer: ne kadar net, canlı ve parlak renkler, o kadar iyi fotoğraf... Kişisel gelişimi, sadece teknoloji ve kompozisyon kuralları olarak görenlerse, ellerine bir cetvel alıp, altın oranı ölçmeye kalkabilir fakat ruhu olmayan bir fotoğraf, fotoğraf değildir. Bunun içinse, anlatacak bir şeyi olan bir fotoğrafçı olmak gerekir, genel beğenilere uygun görüntülerin avcısı değil.

Bu konuda iyi bir örnek, Misha Gordin’dir. Kendi fotoğraflarından memnun olmayınca, gidip son model bir makine almamış adam; oturup Dostoyevski okumuş, Tarkovski izlemiş... Belgeselcinin makinesi analog da olabilir, dijital de... Sahip olması gereken asıl araçlarsa, duyarlılık ve vizyondur.



9- Belgesel fotoğraf artık kendi kendini tekrarladığı için  önemini yitiriyor mu ?


Özel olarak belgesel fotoğrafın değil ama, maruz kaldığımız görsel bombardımanın, insanların en çarpıcı konuları bile kanıksamaya yol açması tehlikesi var.  Her gün Necef katliamından fotoğraf ve filmler gördüğünüzde, farkında olmadan bunun kanıksanması yanında, yine farkında olmadan, “bu işe el atıldı nasılsa, artık tepki vermeye gerek yok” biçiminde düşünmeye eğilimliyiz. Noam Chomsky, bu düşünce sistematiğine medya olgusunu eleştirel biçimde irdelediği filminde işaret etmişti. Gazeteler bir konunun üzerine gidince, bir ilerleme olduğu yanılsaması yaşıyoruz. Oysa, sorunlar sık sık yazıldığıyla kalır. Sıradan insanlar kendi canları yanmadıkça, durumun değişmesini istemez.  Belirsizlik korkulan bir şeydir.

Burada önemli olan, belgesel fotoğrafın kendini tekrarlamamasıdır. Belgesel çalışan arkadaşların, “bugünü yarına nasıl aktarırım, nelerin fotoğraflarını nasıl çekmeliyim” diye bir sorgulama yapmaları gerekir.



10-İletişim çağı olan yüzyılımızda sinema ve televizyonlar  karşısında belgesel fotoğraf zayıf kalıyor mu ?  

Kalıyor ama, filmin de aslında birbirini izleyen fotoğraflar olduğunu düşünürsek, ayırım fotoğrafla film arasında değil, belgeselle kurgu arasında olmalı bence. Bazen tek bir fotoğrafın, bir yığın film görmekten daha etkileyici olduğunu düşünüyorum çünkü, fotoğraf bilgi ve duyguları daha yoğunlaştırılmış olarak aktarırken, film ve televizyon programlarının bir görüntü bombardımanı halinde üzerimize akması, kanıksama etkisi de yapabiliyor. Fakat, belgesel fotoğrafların kitlelere ulaşma yolları, sinema filmleri ve televizyon programlarına göre çok kısıtlı.


11- Belgesel fotoğrafla estetik değerler yakalanabilir mi?

Yakalanabilir ama, duruma göre bu göz ardı edilebilir. Eski belgesellerde genelde, kullanılan cam negatif gibi malzemelerin de etkisiyle, bir tablo tadı vardı. Şimdilerdeyse, Magnum’dan Alex Webb gibi fotoğrafçıların çalışmalarında görülebilecek bir karmaşa, klasik kompozisyon ve kadraj kurallarının yok sayılması eğiliminin tolere edildiğini görüyoruz. Eğer amaç, günümüzün karmaşık yaşamını vurgulamak değil ve konu zor yakalanacak, eşsiz bir konu (savaşta birinin vurulma anı gibi) değilse, belirli estetik kaygıların (kadraj, kompozisyon, netlik, tonlama v.b.) anlatımı desteklemek için gerekli olduğunu düşünüyorum.

   
12- Belgesel fotoğrafa yaklaşımınız? (Çanta elde mi  dolaşıyorsunuz yoksa konuyu belirleyip çekime öyle mi çıkıyorsunuz ?)

Bazen birini, bazen diğerini uyguluyorum.  Genelde, karşıma ilginç bir konu çıkarsa diye, yanımda bir cep makinesi taşırım. Belli bir konuyu ele alacağım zamansa, örneğin, bir yöredeki yaşamı, o yörenin insanlarıyla kaynaşmaya ve oradaki yaşamı tanımaya zaman ayırmak isterim.

belgeselfotograf.com




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.