Ana Sayfa > Fotoğraf Yazıları



Toplumsal Belleğin Görsel Taşıyıcısı Olarak Fotoğraf Sanatı

Handan TUNÇ / Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi

Handan TUNÇ / Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi

Sanat yapıtı olarak fotoğraf, bir yandan özgül toplumsal süreçlerin ürünüdür; öte yandan bir özerklik vurgusuyla, toplumun karşısında eleştirel bir konum edinmesine ne­den olan, bir gerçekliğin içeriğini somutlaştıran görsel savdır. Sanata dair teoriler en çok fotoğraf sana­tında, sanat-toplum bağını ön plana çıkaran sosyolojik uğrağı, sanatınsalt estetik niteliğini vurgulayan fel­sefi uğraktan ayırt etme bilincini kazandırma yönünde bizi uyarır. Bu uyarı; anlama, açıklama, yorum­lama gibi zihinsel süreçlerin, her iki yöne de söz hakkı tanıyan, kuşatıcı bir eşzamanlılık içermesini talep eder. Fotoğraf sanatı da diğer sa­natlar gibi, kültür üreticisi ve tüke­ticisi arasında dengeli bir iletişimin bilgi nesnesidir. Kültürel olgu ola­rak sanat ürünü, bütünüyle maddi bir gerçekliğe indirgenemez. Onla­rın göreli özerkliği vardır. Sanat ya­pıtı olarak fotoğraf, özellikle içinden çıktığı toplumun bütün çelişki­lerini taşır. Bu çelişkileri aşamaz ama dönüştürebilme potansiyelinin bekçiliğini yapar. Bir nesne olarak sanat yapıtı, özne olarak alımlamacıyla bir iletişim bağı içerisinde bu­lunur. Buna göre; özne ve nesne bir sanat deneyimi sayesinde birbirine bağlanan iki ayrı kutup olarak kavramsallaştırılmamalıdır. Özne ve nesne fotoğraf yapıtında, birbirine dolayımlanmış, karmaşık bir yapı içinde bir arada bulunurlar. Bucenwald ( 1945 )Lee Miller'in Yahudilere yönelik soykı­rımı belgeleyen Bucenwald (1945) fotoğrafını izleyen özne, yapıtın içeriğiyle buluşmaya başladıktan kı­sa bir süre sonra, saptanan tarihsel gerçekliğin dramatik yansıması ta­rafından ele geçirildiğini duyumsar. Görüntüdeki öldürülmüş insan yı­ğını karşısında nesneleştiğini, söy­lem gücünü yitirdiğini fark eder. Görüntüdeki ölü beden yığını, tar­tışılmaz bir gücü, evrensel insanlık gerçekliğinin sözcülüğünü üstlene­rek özneleşirken, onu oluşturan fo­toğrafçıyı da içeriğin dışına itmiştir. Tüm sanat dallarında olduğu gi­bi, fotoğrafik görüntülerin de, tari­hin akışıyla her zaman etkileri karmaşıklaşır ve onlar baştan beri sa­hip olmadıkları ikincil bir anlam zenginliğini sonradan kazanabilir­ler. Görsel anlatımın üretimden tü­ketime değişimi olarak sanatsal ya­şantı, bir yanılsama ya da bozulma olarak görülebilir. Burada sorun üretimin başlangıçtan beri tüketici gözüyle değiştiğinin ne oranda he­saba katıldığıdır. Sanatçının, düşle­rinin tarihsel gelecekte nereye va­racağım hesaplaması olanaksızda". Dışa yansıma ve dıştan içe girme sonucu, sosyal araçta sanatsal olgular dönüşür, birden baştan hiç düşünülmeyecek mecazi yeni kimliği­ni edinebilir. Sanatçının alımlayıcısına bildirdiği şeyler, tamamen söy­lemek istediği şeyler değildir. Sübjektif sanat arzusu ve objektif ifade yaratma zorunluluğu ve sanat yaşantısı birbirleriyle aynı değildir. Tüketim, üretimin basit bir kendine mal edilişi değildir. Yaratma ve algılama olgusu diya­lektik bir gelişmenin çeşitli evrelerini gösterir. Sanat­çının ortaya koyduğu soruya; bir taraftan tamamlan­mış ürün diğer taraftan ürünü zamanla farklı anlayan fakat yine de üreticiden daha kapsamlı anlama ola­nakları olan tüketici ile oluşan ürünün yaşantısı ce­vaptır. Sanatsal üretimler, beğeni ve ifade biçimleri­nin gelişmesiyle, değişikliğe uğrayan tarihsel oluşum­lardır. Her ürün, somut biçimine rağmen zamanla anlamını değiştirir. Bir görsel ürünün yorumu ve ya­şantısı, çoğunlukla ilk akla gelişi ve asıl yapısından daha kapsamlı bütünlük gösterir. Görüntü oluşum zamanının seçki ve ilkeleri ile tüketim zamanının ruhsal ve düşünsel yenileşmesinin birleştirilmesi ürü­nün gerçek varlığını oluşturanın düşünmediği biçimde ortaya koyar. Alexander Gardner'ın 1862'de Baş­kan Lincoln'ü görüntülediği fotoğraf, görüntünün oluşturucusundan bağımsız olarak, hatta ondan ya­bancılaşarak yeni anlamlar kazanmıştır. 1862'den bu yana Amerika olgusunun tüketicide çağrıştırdığı her yeni izlenim bu görüntüye eklemlenmiştir. Başlangıç­ta masum bir liderin yurtsever kimliğinin betimlendi­ği bu görüntü günümüzde silindir şapka ile sembolleştirilen, Amerika'ya hiç de masum olmayan anlam­lar yükleyen "Sam Amca"nın ironik çağrışımlarını yapmaktadır. Bu çağrışım her tüketicinin bilgi biriki­miyle paralel olarak giderek katmanlaşan yeni an­lamlar inşa eder ve görüntü artık tüketicinin zihinsel varlığına teslim olmuştur.

Sanat her zaman toplumsal çıkarlara ya da top­lumsal bir dönemin betimlemesine yürekten bağlı olarak var olmaz. Bildirim ve anlaşılma gereksinimini sosyalize etme ve birleştirme görevini üstlenen sa­nat; en kişisel, en içten, en aktarılmayan yaşantıların, orijinali iyi saklanmış sınırların örtülmesi için bir araç haline gelebilir. Tüm sanatsal dillerde olduğu gibi görüntü dilinde de sanat, yaşamın en önemli sorunlarına ilişkin sorumsuzluğu geliştiren ve varolma koşullarına aldırmayan bir uyuşturucu madde işlevini de üst­lenebilir. Bu anlamda fotoğraf hiçbir şeye inanmayankişiye toplumsal ve yaşamsal gerçekliği unutturan be­ ğeninin malzemesi de olabilir. Zaman zaman da sa­mimi olmayan yanılgılı duyguları ortaya gerçekmiş gibi çıkaran bir araç haline de gelebilir. Bu durumdasanatsal bir dil olarak fotoğraf; bir realiteyi sunuyormuş gibi görünürken inandırıcı bir yalan söylemin kahramanı olabilmektedir.

 

Bazen sosyal bir ortamda kendini iyi ifade edebi­len sanatçı, kendisini toplumsallaşma yeteneği olma­yan bir tanrı olarak da hissedebilir. Kendini savun­mak için olmasa bile bütünüyle haz duyumsamasının tatmini için tüketicisine yönelen sanatçı yalnızca on­ları ürkütmez; aynı zamanda, onlardan nefret edip küçümseyebilir de. Buna karşın toplumsal anlamdaki işlevini bilinçsiz ve istemsiz olarak da gerçekleştirebi­lir. Andre Kertesz'ün Meudon adlı 1928 tarihli fotoğ­rafı Paris'in savaş yıkıntıları arasında yaşantısını sürdürmeye çalışan sıradan insanların çaresizliğinin üze­rinde yükselen ileri teknoloji ile özdeşleşmiş fotoğraf teknolojisinin başına buyruk, bencil, şaşırtıcı görüntü şovu sunulmaktadır. Fotoğraf karesinin üst sağ köşe­sinden görkemli bir köprü üzerinden geçen tren aşa­ğıdaki sıradan insanlara âdeta meydan okumakladır. Sanatçı geniş açılı objektifinin kendine sunduğu büyüsel güçle görsel sürprizi hazırlarken, 1928 Pa­ris'inin arka sokağındaki insanlarının kolektif kader­lerinin üstünü örtmüştür.

Görüntü üreticisi olarak fotoğraf sanatçısının yaratıcı gücü en hümanist, samimi duygulanımına kar­sın anti sosyal yalnızlık içinde sıkışıp kalabilir. Bu sa­na içinin fark etmediği toplumdan kaçış yöntemlerin­den biridir. Sanatta yabancılaşma çok yönlüdür. Yabancılaşmanın biçimi ve niteliği sanatçının ideolojisi, ürünün sunulduğu toplumla ilişkisi ve tüketicinin ide­olojisi ile değişime uğradığı gibi genel yabancılaşma aktörlerinden de bağımsız değildir. Toplumsal bir olgu olarak sanat üreten ve tüketen arasında aracıla­rın da yer aldığı kolektif bir üründür. Ürünle tüketici arasındaki yorumcu, açıklayıcı, eleştirmen ve sanat bilimci sanatçıyla tüketici arasında yeni algılama uzamları yaratır. Bu uzamın oluşturulma biçimi sa­natçı ile tüketici insan arasındaki kanalı açabildiği gi­bi bütünüyle kapatabilir de.

 

Sanat ediminin çift değerliliği kendisini şu biçimde ortaya çıkarır: sanatçıya yönelen aracı-uzman ilgisi ürünü tüketicinin gözünde önemsizleştirebildiği gibi ürüne yönelen aracı-uzman ilgisi sanatçıyı izleyicinin algısında önemsizleştirebilir. Sanatçı ile tüketici ara­sındaki aracılık tüketimin niteliğini yükseltebildiği gi­bi tüketimin sıradanlaşmasına da neden olabilir. Sa­natsal yaşantının derinliği, canlılığı ve katışıksızlığı tüketicinin sanatçıdan daha aktif sanat savunucusu olmasını gerektirir. Tüketici bir yandan uzman aracı­nın söylemini değerlendirirken onun söylemini de­netleyerek sanatçıya ulaşır. Yaratıcı bireyin kendisini özgürce dile getirme hakkı tüketicinin yetkinliği ile anlam kazanır. Sanat yapıtının değerini üreten sanat­çı değil, sanatçının yaratıcı gücüne duyulan inancın etkinliği belirler. Eleştirmenler, sanat tarihçileri, ga­leriler, kolleksiyonerler birer benimsetme kurulu üye­leridir. Sanat ürününün değerliliği modernizmle bir­likte giderek daha az sanatçısına bağlı kalmıştır. Sa­natçı toplumsal tartışmanın dışına itilirken onun ürü­nü aracının uygun etiketiyle kültürel nesneye dönüş­türülür. Sanatçının yaratıcılığı, toplumsal etmenler ve sosyo-ekonomik erk tarafından yeniden adlandırı­lırken öznel beğeninin içi bütünüyle boşaltılmıştır.

 

Sanatsal alanın etken kişileri sanatçılarla tüketici arasında sayısız güven belgesinin dolaşımını her dö­nemde farklı takas gücüyle belirler. Toplumsal deği­şim ve gelişmeler sanatçıyı kendi seçmediği rol ve rol güçlerine uyum sağlamaya zorlar. Sanatçının en bü­yük güçlüğü zorlandığı kimliğe müdahale olanaksızlı­ğıdır. Çünkü bu zorlama kendi yaşamının bitiminden sonra da başlatılmış olabilir. 1979'da İran İslam Devrimi'nin görüntülendiği Ayetullah Humeyni taraftar­larının zaferinin vurgulandığı, silahlı siyah çarşaflı kadın savaşçı görüntüsü, görüntü üreticisi olan fotoğ­raf sanatçısının ideolojisinden bütünüyle koparılmış­tır. Bütünüyle desteklenen fundamentalist devrim, kadının toplumsal ve tarihsel koruyucu rolüyle be­timlenirken, bugün bu fotoğraf kadın savaşçıların aracı unsurlarca örtünme sembolü olarak öne çıka­rılmasıyla tüketici açısından bütünüyle karşıt bir an­lam taşımaktadır. Kadının sanki bu devrimin hiç sa­vunucusu olmamış da kurbanı olmuş gibi anlaşılma­sına neden olmuştur.


Toplumsal gelişim süreçlerine katkısı açısından fotoğraf sanatının geleceği, sanat bilimciler ve kültür bilimciler tarafından yoğun biçimde tartışıldığı gü­nümüzde iki temel olguyla karşılaşılır. Yarının insanının yaşam tarzını belirleyen koşullar içerisinde gö­rüntü üretimi ya bütünüyle, estetik savlarından vaz­geçerek sıradanlaşacak ya da sanatın niteliksel geli­şimi insanın gelişimiyle koşut olarak kendisini biçim­leyip belki de insanlık tarihinin hiç tanık olmadığı kadar yaratıcılığın öncelendiği sanatsal varlığından ödün vermeyen seçici kimliğini kazanacaktır. Özgür ve üretken beyin toplumsal kimliğini sanatsal dehay­la birleştirdiğinde bugünkü gündemimizde yer alan sanatın meta olma problemi belki de hiç anımsanmayacaktır.

 

 

Toplumbilim Dergisi 19. Sayı Mart 2006 Sf: 25-30 - Bağlam Yayıncılık/ İstanbul



Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.