Ana Sayfa > Fotoğraf Yazıları



Liberal-Çoğulcu Yaklaşım ve Haber Fotoğrafı

Ali Bayraktaroğlu

Liberal-çoğulcu yaklaşım1, merkezine aldığı bireyin eğitilip, bilgilendirilmesi ile birlikte sınırsız seçim özgürlüğü paralelinde kendisine sunulanlar arasından herhangi bir sınırlamaya ve/veya sansüre ihtiyaç gerektirmeksizin en faydalı olana karar verebilme yetisine sahip, ideal bireyi tanımlar. Böyle bir ortam ancak basının sınırsız özgürlüğü ile sağlanır. Thomas Jefferson’a göre olgun bireyler için basın temel bilgi kaynağıdır. “Bir tür rehber göreviyle hareket etmesi devlet denetiminden bağımsız olmasını gerektirir” (Siebert’den aktaran Fikret Sazak, 1998:107).

 

 

 

Kitle iletişim araçlarının kamuyu ilgilendiren konularda ‘halkın en önde gelen enformasyon kaynağı olması’ (Alemdar ve Erdoğan, 1998:187) görüşü, halkın gündelik hayata ilişkin yaşam pratiklerini oluşturması bağlamında basın yayın organlarına ne kadar bağımlı olduklarının bir göstergesi olarak düşünülebilir. Dolayısıyla, liberal-çoğulcu anlayışta toplumdaki farklı seslerin, değişik görüşlerini yansıtan bir yapının gerekliliği savunulmakta; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olduğu ifade edilmektedir. Tokgöz (2000:94-95)’e göre “kitle iletişim araçlarının temel işlevi kamuoyunu, ‘tarafsızlık’ ilkesi doğrultusunda verdiği haberler aracılığı ile olaylardan haberdar etmek, eğitmek, öğretmek, bilgilendirmek ve tanıtmak şeklinde biçimlenmektedir”. Bu bağlamda profesyoneller tarafından biçimlendirilmiş meslek ilkeleri doğrultusunda editöryel bağımsızlığı yadsıyarak halka izlemek istediklerini tarafsızca aktaran gazeteler, Erdoğan (1999)’ın deyimiyle, modern Robin Hood görünümünde topluma kendisini gösteren bir ayna vazifesi görmektedir. Dolayısıyla ‘televizyon, dünyaya açılan bir pencere’ olarak görev yaparken; televizyondan akan görüntüler de yaşanan gerçekliği bir anını bile kaçırmaksızın, olduğu gibi göstermektedir. Devletten, siyasal partilerden ve çeşitli baskı gruplarından özerk kurumlar oldukları savlanan kitle iletişim araçları, güvenilir kaynaklar olarak nitelenmekte ve izleyicileriyle arasında bir oydaşmanın bulunduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda bu kaynaklar tarafından sağlanan bilgilerin kamusal açıdan “görece” yararlı olduğu iddia edilebilir. Nitekim söz konusu olan bakış açısından değerlendirildiğinde medyanın temel görevinin bilgi sağlayan bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. İrvan (1997:146)’a göre bu kaynakta çalışan kişiler, görevlerini tarafsız olarak yerine getiren profesyoneller, medya ise kamu gözcülüğü yapan özerk bir güçtür. Ancak, böylesine idealleştirilmiş görüşlerden hareketle, gerçekteki uygulamalar örtüşmemektedir. Çıkış noktası olarak geniş bir serbestliğin savunusu, aslında nesnel olamamanın da bir işaretidir. Mülkiyet ilişkileri ve çeşitli çıkar çatışmalarından bağımsız düşünüldüğünde oldukça kabul gören bu yaklaşım, konunun, kapitalist üretim yapısının bir uzantısı olan habercilik/gazetecilik kültürünün idealize edilen pratiklerinin hizmet ettiği görüşler/amaçlar/baskılar bağlamında ele alınması noktasında eksik kalmaktadır. Bu bakış açısı doğrultusunda medya organlarınca topluma sunulanlar değerlendirildiğinde, liberal-çoğulcu yaklaşım ekseninde kurgulanan haberlerin birbirine benzer içerikte ancak, küçük ibare ve görüntü farklılıklarıyla sunulması bu anlayışa homojen bir yapı kazandırmaktadır.

 

 

 

Liberal-çoğulcu araştırma, medyanın “dördüncü güç” ve farklı çıkar gruplarının seslerini duyuran, değişik görüşleri tarafsız bir şekilde yansıtan bir platform olduğunu ileri sürmektedir. Nitekim medya, toplumsal yapıyı oluşturan, farklı siyasi görüşlerin sözcüsü olduğu gibi her görüşe hitap eden düşünceleri de dağıtan pozitif içerikli bir ele benzemektedir. Bu el -tıpkı Adam Smith’in iktisadi yaklaşımındaki görünmez el gibi- içerisinde yer alan tüm kesimlerin düşüncelerinin ‘tarafsız ve/veya nesnel’ bir yaklaşım doğrultusunda aktarılması ve/veya alınmasına yardımcı olan bir uzlaşım platformu oluşturur. Liberal çoğulcu yaklaşım ekseninde ‘medya toplum içerisinde sağlanmış olan ortak oydaşmanın temsilcisi olarak sürekliliği ve konsensüsü sağlamakla görevlidir’ (Mutlu, 1994:61-62). Medyanın, işlevlerini -kitle iletişim araçlarının temel işlevlerinin kamuoyunu verdiği haberler aracılığıyla olaylardan haberdar etmek, eğitmek, öğretmek, bilgilendirmekle birlikte kişi ve olguları kamuoyuna tanıtmak- ‘tarafsızlık’ ilkesi dolayımıyla yerine getirdiği varsayılır (Tokgöz, 2000:94-95). Medya, bireylerin siyasal süreç ve oluşumlara aktif katılımını gerektirir, kamuoyunu doğru biçimde bilgilendirerek, yasama, yürütme ve yargıdan sonraki dördüncü gücü oluşturur. Bu yaklaşıma göre bilgilendirme işlevi tamamen arz/talep dengesi üzerine kurulmaktadır. İsteyen, istediği bilgiyi, istediği kaynaktan alma özgürlüğüne sahiptir. Liberal-çoğulcu sistemin doğasını kapitalist pazar mantığı oluşturduğu için tercih tamamen bireye bağlıdır. Bu bağlamda medya ürününün içeriğinin belirleyicisi gazete sahipleri değil, halktır. Liberal-çoğulcu anlayışı savunanlar tarafından ifade edilen tarafsızlık olgusu gerçekleri olduğu gibi yansıttıkları şeklinde biçimlenmesine karşın tarafsızlığın ve dengeliliğin göstergesi olan nesnellik, doğası gereği statükocu bir yapıya sahiptir (Glasser’den aktaran İnal, 1996:15). Bu bağlamda tarafsızlık oldukça muğlak ve göreceli bir kavram haline gelmektedir. Tılıç (1998:363)’a göre liberal-çoğulcu kuramlar, “çarpıtılmamış haberi doğruya eşitleyip, nesnellik, tarafsızlık, dengeli haber gibi kavramları kutsarken çalışan gazetecilerin görece özerkliğini sadece teorik kurgular” doğrultusunda ifade etmektedir.

 

 

 

Liberal anlayış doğrultusunda alıcı anlayışı, eleştirici yaklaşımların alıcıyı sınıf içi ve sınıflararası ilişkiler açısından dikkate alan anlayıştan farklılaşır. Dolayısıyla alıcılar üretim araçlarına (para, televizyon, radyo alıcısı gibi) sahip, üretim ve dağıtım araçlarına sahip olmayan, fakat üretim ve dağıtımda ‘işçi’ olarak çalışan işçi sınıfı ya da egemenlik altındaki gruplar durumundadır. Buna karşın izleyiciler (alıcılar, okuyucular) ise iletişimin içeriğini saptama olanaklarına sahip değildir. “Ücretli-maaşlı olarak çalışıp ürettiklerini, tüketici olarak ‘seçip’ alma olanağına sahip oldukları için bitmiş, paketlenmiş olan bir ürünün tüketicisi durumundadırlar” (Alemdar ve Erdoğan, 1998:28).

 

 

 

Liberal-çoğulcu anlayış doğrultusunda yasama, yürütme ve yargı güçlerinden sonra dördüncü güç olarak görev yapan medyanın sahip olduğu sekiz işlev MacBride Raporu doğrultusunda tanımlanmaktadır (Kaya’dan aktaran Yüksel, 2001:7-8). Bunlar: (a) Haber ve bilgi: Medya temelde olaylar ve koşullar hakkında haber ve bilgi aktararak, ulusal ve uluslararası koşulların anlaşılmasını, bilerek tepkide bulunmasını sağlamak; (b) Toplumsallaştırma: İnsanların toplum içinde varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan toplumsallaşmanın sağlanması; toplumun maddi ve manevi temellerinin topluluk üyelerine aktarılması ve aktaranların onlar tarafından öğrenilmesi; (c) Güdüleme: Toplumların kendine belirledikleri amaçları açıklayıp, özendirerek, bireyin toplum yaşamında olduğu gibi, bu amaçlar için gösterilen çabalara da katılmasını sağlamak; (ç) Tartışma ortamını hazırlama: Medya hazırlayabileceği tartışma ortamıyla bireylere aktarılan toplumsal değer ve amaçlara açıklık kazandırıp, gelişmelerine katkıda bulunmak; (d) Eğitim: Medya bilgi aktarırken, doğal olarak, toplumun üyelerinin bilgi düzeylerini, yetenek ve becerilerini daha üst düzeye çıkarmalarına yardımcı olmak; (e) Kültürün gelişmesine katkı: Kültürün gerek tanımı ve geliştirilmesinde, gerekse de kültür mirasının korunmasına katkı sağlamak; (f) Eğlendirme: Medya toplumsal yaşamın baskıcı temposuna kapılmış bulunan bireylere, hoşça zaman geçirme, dinlendirme olanaklarının daha ucuz ve çeşitlilik içinde sunulması; (g) Bütünleştirme: Medyanın işlevlerini yerine getirmesiyle toplumdaki bireyler, gruplar arasında ilişkileri geliştirip, onların toplumlarını olduğu kadar, birbirlerini de tanıması ve anlaması için bir ortam sağlamaktır. Medyayı esas güç olarak tanımlayan bu yaklaşım, ‘insanların dünya görüşünün şekillendirilmesinde’, ‘düşünce ve kanaatlerin oluşturulmasında’ ve ‘davranışların biçimlendirilmesinde’ medyanın gördüğü işlevler olarak düşünülebilir (Burton, 1995:13-14).

 

 

 

Liberal-çoğulcu yaklaşım perspektifinden bakıldığında haber; tarafsızlık, objektiflik, dengelilik doğrultusunda oluşturulmuş olan mesajların kitleye ulaştırılmasıdır. Eş deyişle kitle iletişim araçları dengeli, objektif ve tarafsız bir biçimde toplumu yansıtmaktadır. Chapnick (1995:20) tarafından toplumda sesini duyuramayanlara söz vermek, acı çekene yardım etmek, her şeye meydan okurcasına topluma/insanlara ümit vermek şeklinde sınırları çizilen haber fotoğrafının özelliklerinin liberal-çoğulcu anlayışın MacBride Raporu’nda sunulan işlevlerle örtüştüğü görülmektedir. Nitekim, İmançer (1993:62), haber fotoğrafı kullanımında beş başat işlevin ‘bildirmek’, ‘açıklamak’, ‘öğretmek’, ‘etkilemek’, ‘belgelemek’ olduğunu ifade etmektedir. Yüksel (2001:23) ise, belgelemek yerine ‘arşivlemek’ şeklinde bir sıralama yapmaktadır. Bu bağlamda haber fotoğraflarının temel görevleri tanıklık etmek, haber vermek, eğlendirmek, eğitmek, bildirmek, açıklamak, etkilemek, belgelemek gibi faktörler dolayımıyla biçimlenirken; toplumsal değerlerin devamlılığı görüntüler aracılığıyla sağlamaktadır. Dolayısıyla liberal-çoğulcu bakış açısından haber fotoğrafları değerlendirildiğinde hayatın tüm ayrıntılarını ve/veya renklerini yapmacıklıktan, yanıltmacadan uzak bir şekilde benimseyen yaşamın kendisi olarak oluştuğu görülmektedir. Bu perspektiften baktığımızda haber fotoğrafının işlevlerinin özlüce de olsa açıklanması gerekmektedir.

 

 

 

a ) Bilgilendirmek

 

Yaşadığımız dönemin bilgi/bilişim çağı olarak nitelenmesinin temel nedenlerinden biri de teknolojinin insan yaşamındaki belirleyiciliğidir. İnsanoğlu bu dönemde bilgiye adeta ışık hızıyla ulaşılabilir hale gelmiştir. Bu baş döndürücü bilgi alış-verişi yapılan ortamda kitle iletişim araçları oldukça belirleyici bir yere sahiptir. Toplumun, gerek çevresinde olup bitenlerden gerekse hem kendini, hem de sevdiklerini ilgilendiren konulardan haberdar olma isteğinden doğan ‘habere olan ihtiyaç’, günümüzde yoğun olarak görselleşen haberler aracılığıyla süregitmektedir. Fotoğrafın sahip olduğu inandırıcı tavrın kişileri oradaymışcasına hissettirmesine, olayları görüp yorumlamalarına olanak sağlamaktadır. Yaşamın karmaşıklığından ayıklanmış olarak, toplum en basit haliyle haber içerikli olguları, ‘hayattan bir kesit olarak algılamaktadır’ (Geraci, 1984: 115), aktarılan haber fotoğrafları, şeffaf bir araç olması ve nesnel yapısıyla yaşamı doğrudan, olduğu gibi kaydetmektedir. Bu bağlamda gazete ve/veya dergilerde yayımlanan fotoğraflar aracılığıyla dünyayı anlamlandıran bireyler, medyanın dördüncü kuvvet olma özelliği inancı kapsamında foto muhabirinin üslupsal özelliklerini, taşıyıcı yüzeyin belirleyiciliğini göz ardı ederek olayı okura bilgi aktaran güvenilir bir kaynaktan, foto habercilerin vizörlerinden olduğu gibi gördükleri düşüncesiyle hareket etmekte ve taşıyıcı yüzeyin yönlendirmelerini yadsımaktadırlar. Taşıcı yüzey, sahiplik ve iktidar, aktarılan görüntünün formatını birincil derecede belirleyen unsurlardır. Nitekim, 11 Eylül 2001 Olayı’nın meydana geldiği yerin liberal-çoğulcu yaklaşımın ana vatanı (ABD) olması ve bu düşüncenin dünyaya dayatılması sonucunda basında hiç ceset görüntüsünün yayımlanmaması, etik ilkeler ekseninde gazete/televizyon yönetimlerinin ve editörlerin uygulamalarıyla bağdaştırılmıştır. Acaba halkın moralini bozacak bir uygulama olması ve uzun vadede yayıncıyı tiraj kaybına uğratabileceği görüşü sorgulanmış mıdır? Aslında sorgulanması geren “Amerikan medyasının 11 Eylül 2001 sonrası uygulamasının etik kaygılar doğrultusunda mı geliştiği, yoksa bir hükümet politikası mı olduğudur”. Nitekim saldırılardan belirli bir süre sonra olay mahalli (!) gazeteci, haberci ve foto muhabirlerinden izole edilmiş bir alan haline getirilmiş, sadece tek kişinin görüntü almasına izin verilmiştir. Rumsfeld, bu uygulamanın basına sansür koymak anlamına gelmediğini, asıl hedefin çalışma/kurtarma uygulamaları sırasında meydana gelebilecek kazalardan gazetecileri korumayı hedefleyen masum bir yasaklama olduğunu iddia etmiştir. Ancak bu tür ‘tekelci’ bir uygulamanın “toplumun gerçekleri öğrenmesini önlemek için basının sesini kısmak olduğunu iddia eden NPPA üst düzey yönetici editörü Greg Garneau, Amerikan basın mensupları için ‘olay mahali giriş yasasının en kısa zamanda çıkarılması gerektiğini” (Garneau, 2001:10) ifade etmiştir. Bu bağlamda gazetelerde yayımlanan haber fotoğraflarının sadece etik ilkeler doğrultusunda incelenmesi, olayın boyutunu belli ölçüde kısıtlamaktadır. Nitekim Amerikan Hükümeti gerekli gördüğünde, oluşturmaya çalıştığı politika bağlamında basına yön verebilmekte, istediği görüntüyü yayımlatabilmekte, istediğini de sansürleyebilmektedir. Dolayısıyla MacBride Raporu ‘aktarılan bilgiler ekseninden ulusal ve uluslararası koşulların bilerek anlaşılmasına olanak sağlar’dan ziyade istenildiği kadar anlaşılmasına olanak sağlar şekline dönüşmektedir.

 

 

 

b ) Açıklamak

 

Yazılı bir metnin anlaşılabilirliği okur/yazarlık ile doğru orantılıdır. Ancak metnin anlaşılırlığında eğitim düzeyinin etkisi göz ardı edilemez. Haber fotoğrafı asgari anlama düzeyine hitap eden tek metindir. Sontag (1999:19-41)’a göre, fotoğraflar okumayı sevmeyen okurların olayları anlaması ve öğrenmesi için etkin görsel bir iletişim aracıdır. Ülkemizde gazetelerin okunmaktan çok “bakılmak” için alındıklarını düşündüğümüzde, haber fotoğraflarının ne kadar önemli bir görev üstlendikleri ortaya çıkmaktadır.

 

 

 

Geraci (1984:122), haber fotoğrafının mesajı doğrudan aktarabilme yetisi; Korbe (1980:52) ise görüntünün detaylardan arındırılmış, basitleştirilmiş ve insani duyguları harekete geçirici nitelikte olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Her ikisinin de ortak noktası, görüntünün habere konu olan olayı basitleştirerek anlaşılabilir kılmasıdır. Dolayısıyla iki teorisyenin görsellik yaklaşımının merkezinde Goebbels’in “görsel imgeler içeriği ne olursa olsun yazılmış ve söylenmiş şeylerden daha inandırıcıdır” (Akarcalı, 2003:68) saptamasıyla bağlantılı olduğunu ifade etmemiz mümkündür. Bu bağlamda anlaşılır olmak ile görsel olmak eş anlamlı duruma gelmektedir. Görselliğin söz konusu olduğu herhangi bir haberde ortaya çıkma ihtimali olan yanlış anlamaları önlemenin yöntemi ise fotoğraf altı yazısı ve manşet birlikteliğiyle çözümlenebilmektedir.

 

c ) Öğretmek

 

Toplumun kendi dışında gelişen olaylar hakkında kendisini doğrudan ilgilendirip, ilgilendirmemesine bakmaksızın bilgi edinebilmesi şeklinde yorumlanabilir. Farklı kültürlere sahip insanların yaşam biçimleri, folklorik yapıları, sembolik yerleri veya kıyafetleri gibi toplumsal içerikli özellikler hakkında bilgi edinilebilirlik haber fotoğrafları aracılığıyla söz konusudur. Kitle iletişim araçları farklı coğrafyalarda yaşayan insanların ‘olumlu’, ‘olumsuz’ yaşadıkları, ‘doğal afetler ve savaşlar’ hakkında da bilgiye olanak sağlar. Bu bağlamda haber fotoğraflarındaki öğretici özellik, toplumu bir takım olumsuzluklara karşı bilgilendirmeyi amaçlayabildiği gibi; herhangi bir aracın veya işlemin nasıl yapılması gerektiğini de en kolay, en anlaşılır ve en basit yönden anlatması söz konusudur. Nitekim tıka basa dolu, emniyet parmaklığı olmayan bir okul servisine çocukların bindirilmemesi konusunda velileri bilgilendirebildiği gibi; kara yollarının eksik işaretlemesinden ötürü yüksekliği belirsiz bir köprünün altından geçerken sıkışan araçların görüntüleri aracılığıyla da kamuoyunu ve idarecileri uyarabilir.

 

 

 

d ) Belgelemek

 

‘Belgeleme’ kavramı, liberal-çoğulcu anlayış ekseninde kanıt ve tarihsellik dolayımıyla biçimlenmektedir. Bilindiği gibi kanıt, bir şeyin varolmuşluğunun, yaşanmışlığının bir göstergesidir. Fotoğraf kuramcısı Sontag’a göre fotoğraf, bir şeyin meydana geldiğinin değiştirilmez kanıtı, fotoğraf makinesi de olayın doğrulayıcısıdır (1999:22). Sontag, aile albümlerinde saklanan fotoğrafların, yaşanan olaylarının ve gidilen yerlerin unutulmaması adına oluşturdukları delil çantalarına benzetir. “Bu çantalardaki görüntülerin sağlayıcısı olan kamera ise toplumsal değişimlerin ve insan etkinliklerinin göstergesi, tarihe tanıklık eden etnografik bir araçtır” (Welles, 1997:30). Bu yaklaşım tarzının çıkış noktasındaki hata, fotoğrafın nesnellik ilkeleri çerçevesinde gelişen bir süreç içerisinde üretildiğidir. Gerek fotoğrafı çeken gerekse bunu bir kanıt olarak kullanan kişiler, kendi söylemlerini meşrulaştırmada çabasındadırlar. Dolayısıyla böylesine amaçlı bir yönlendirmenin ve bağlamdan koparmanın nesnelliğe hizmet etmesi mümkün değildir. Çeşitli amaçlara hizmet eder bir şekilde, haber fotoğrafı formatı içinde etnografik içerikli tarih sunumu, değişik kültürlerin tanınması veya anlaşılması amacıyla kullanılabildiği gibi, toplumsal felaketlerin, savaşların ve/veya ünlü insanların yaşam biçimlerinin topluma yansıtılması şeklinde de gerçekleşebilmektedir. Bu platformda haber fotoğrafının görevi ise ‘anlamlı’ şeyler söylemek ya da yaşama dair hikayeler anlatmaktan ziyade olanları taraflı bir şekilde biçimlendirmektedir.

 

 

 

Taşıyıcı yüzeyler arasında ayrım yapmaksızın bir bütün olarak görüntü kullanımı incelendiğinde, haber fotoğrafının belgesel işlevinin tarihsellik dolayımıyla biçimlendirildiği görülmektedir. Öte yandan farklı bir yaklaşım ise delil olma özelliği üzerinden kurulabilir. Algan (1999:27)’a göre her türlü görüntü ve özellikle fotoğraf, devletin toplumları denetlemede kullandığı önemli mekanizmalardan biridir. Sabıkalılar ve devlete karşı olsun veya olmasın yapılan gösteriler fotoğraflanır, yeri geldiğinde kanıt olarak kullanılır. Ancak haber fotoğrafının kanıt olma özelliğini sadece suçluların, farklı kültürlere ilişkin tarihsel değişimlerin belgelenmesi bağlamında incelenmesiyle sınırlanamaz.2

 

Yıllar önce yaşanan ve topluma mal olan bir olay ya da kişi ile ilgili bir film yapılmak istendiğinde ya da teatral bir oyun sahneye konulacağı zaman dönemin göstergelerinin sahneye yansıması olan dekorundan, giysilerine kadar her şey hakkında ‘inandırıcı’ bilgiler, genellikle dönemin gazete veya dergilerinde yer almış fotoğraflardan ya da aile albümlerinden ortaya çıkar. Tarihin seçmeci yapısı çağdaş tarihçiye, az sayıdaki anlamlı olguları bularak, yaşamı anlamlandırması yönüne sürükler. İtalyan tarih felsefecisi Croce, “tarihin aslında geçmişi, yaşanan anın gözlerinden ve o anın sorunlarının ışığında görmekten oluştuğunu, tarihçinin başlıca işinin kaydetmek değil, değerlendirmek ve neyin kaydedilmeye değer olduğunu saptamak olduğunu söyler” (aktaran Utak, 1988:29-30). Bu doğrultuda haber fotoğrafçısının görevi ile tarihçinin görevi örtüşür. Nitekim kaydın doğrulayıcılığına dair gösterilen referanslar arasında tarih, aksesuar, bilinen dönemsel objelerle birlikte hiç kuşkusuz en çok bilinen nesne kaynaktır. Üzerinde tarihsel bir ibare bulunan bir gazeteden daha etkin bir referans söz konusu olamaz.

 

 

 

e ) Arşivlemek

 

Sevinçlere, umutlara, hayallere ve kahramanlara yönelik olaylar hakkında görüntülerin biriktirilmesi devingen görüntülerden ziyade durağan görüntülerin yoğun kullanımını gündeme getirmektedir. Televizyon, görüntüleri hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline getirmiş, yaşantımızın görselleşmesine oldukça fazla oranda katkı sağlamıştır. Televizyonlar aracılığıyla aktarılan herhangi bir tarihsel, toplumsal, kültürel olay örgüsünün devingen görüntüler aracılığıyla kitlelere yansıtılmasında, sürecin akıcı ve uzun olmasıyla birlikte ortaya çıkan ‘hafızada kalabilirlilik’ engelinin tamamlayıcısı ise haber fotoğraflarıdır. Sontag’ın da belirttiği gibi fotoğrafların bir akıştan çok gerçek bir zaman dilimini temsil etmeleri, onları hareketli görüntülerden daha fazla akılda kalır kılmaktadır. “Televizyon, her biri bir önceki görüntüleri silen rastgele görüntülerin bir akışıdır. Her bir durağan fotoğraf saklanıp, tekrar tekrar bakılabilecek bir nesneye dönüşmüş olan ayrıcalıklı bir andır” (Sontag, 1993:32). Dönemin simgesi olmaları itibarıyla saklanıp, defalarca bakılabilirliğe sahip fotoğraflar aracılığıyla dönemlere ve olaylara ilişkin oluşturulan görsel bellek, olaylara ya da kişilere ilişkin yazılar, filmler, belgesellerle karşılaşıldığında dönemleri, olayları ve kişileri yansıtan sembolik görüntülerin hatırlanmasına yardımcı olur.

 

 

 

f ) Keşfetmek

 

İnsanoğlu, teknolojik evrim sürecinde fotoğraftan keşfedici bir araç olarak faydalanabilirken; artık günümüzde fotoğrafın gözle ayırt edilemeyen unsurlar hakkında bilgi sağlayan bir olgu olarak kullanıldığına tanık olunmaktadır. İnsan gözü ile seçilemeyen ayrıntılar fotoğraf makinesi yardımı ile görüntülenebilmekte, ayrıca bilimsel keşiflerin veya herhangi bir aracın nasıl çalıştığını açıklayan, yardımcı bir araç olarak da kullanılabilmektedir.3 Bütün bunlar tarihte kameranın sokağa çıkması, yani hareketin fotoğraflanabilirliğiyle mümkün olmuştur. Hareketin fotoğraflanmasına ilişkin bilinen en ünlü deney Eadweard Muybridge4 tarafından 1872 yılında gerçekleştirilmiştir (Rosenblum, 1989:249).

 

 

 

Günümüzde iletişim teknolojisinin gelişmesi ve bu teknoloji içinde fotoğrafın kullanılması inanılmaz boyutlara gelmiştir. Bu teknoloji bir yandan ulaşmak istediğimize çok hızlı bir biçimde ulaşmamıza yardım ederken diğer bir yandan da tarihin gerçeklerinin de ortaya çıkmasına yardım etmektedir. Goldberg, teknolojik gelişmelerin haber fotoğrafı üzerine yapmış olduğu katkıya ilişkin bir saptamada gelişen ekipmanların bir yandan İngiliz Kraliyet Ailesine mensup bireylerin skandallarını ortaya çıkarılırken, diğer bir taraftan da uydudan çekilen görüntüler aracılığıyla Arap Yarım Adası üzerinde bulunan kayıp şehir Ubar’ın ortaya çıkarılmasına hizmet ettiğini de ortaya koymaktadır (1993:252). Ubar şehrinin ortaya çıkarılmasında hizmet eden uydularda kullanılan büyük format fotoğraf makineleri ve objektiflerden günümüz gazetecilerinin kullandıkları dijital kameralara kadar her şey teknolojik belirleyicilik içerisinde anlamlandırılabilecek olgulardır. Bu bağlamda günümüzde kullanılan büyük format fotoğraf makinesi tarafından elde edilen görüntüler bilgisayarlar aracılığıyla Nasa’nın üssüne aktarılmasıyla, Edirne Kırkpınar’da yapılan yağlı güreşler sırasında elde edilen görüntülerin “lap-top” diz üstü bilgisayarlar yardımı ile gazete ve/veya derginin internet sitesine gönderilmesi arasında ulaşım sorunu ve zamansal sınırlaması ortadan kaldırması bağlamında doğrudan bir benzerlik görülmektedir.

 

1 Chicago Üniversitesi’nin üç entellektüeli olan Dewey, Mead ve Parks ile birlikte Michigan Üniversitesi’nden Cooley iletişimin, demokrasinin reformuna hizmet edeceği umuduyla Amerikan iletişiminin liberal-demokratik biçiminin kurucuları oldular. Cooley’e göre (1909) kitle iletişimi medyası sayesinde ideal demokratik duruma dönüş mümkün olacaktır. Çünkü fikirlerin serbest akımı herkesin siyasal karar verme sürecine katılmasını kolaylaştıracaktır. Benzer bir şekilde Almanya’da kuramcılar, basının toplumun aynası olduğu görüşü üzerinden hareketle basının bütünleştirici bir özelliğe sahip olduğunu, dolayısıyla toplumu birbirine bağlayarak halk ile liderleri enformasyon ihtiyaçlarının karşılanması bağlamında birbirine bağladığını ifade etmişlerdir. Dewey, Parks, Cooley, Meed ile başlayan liberal-çoğulcu gelenek günümüzde Carey, Grossberg, Fiske, Blumler, Gans, Becker, Greenberg, Gittlin, Tunstall gibi pek çok teorisyen (araştırmacı yazar) tarafından da sürdürülmektedir (Alemdar ve Erdoğan, 1998:17-25).

2 25 Ekim 1962 Küba’da Sovyet füzelerinin olduğuna dair kanıt olarak Birleşmiş Milletler’de sunulan uydu fotoğraflarının benzerleri, 41 yıl sonra aynı yerde Irak’ın kitle imha silahları olduğunun ispatı olarak tekrar gündeme gelmiştir. Benzer biçimde 4 Ocak 1989’da Amerikan donanmasına ait uçaklar, Libya kıyılarında 2 adet Libya hava kuvvetlerine ait MIG23 tipi savaş uçağını düşürmeleri sonucunda Birleşmiş Milletler’de yaşanan protesto krizinde Libya’nın Birleşmiş Milletler temsilcisi Ali Sunni Muntasser’in deyişiyle silahsız olarak, görev uçuşu yapmakta olan uçaklar, Amerika’nın Birleşmiş Milletler temsilcisi Veron Walters’e göre ise silahlı olarak uçmaktadır. Walters uçakların silahlı olduklarına dair fotoğraflardan oluşan kanıtlara sahip olduklarını belirtip, pek net olmayan fotoğrafları ‘delil’ olarak göstermiştir. Muntasser ise bunların tamamen sahte olduklarını ve birileri tarafından üretildiklerini iddia etmiştir (Mitchel, 1994:23-57). Her iki temsilci arasında yaşanan diyalog fotoğrafta ‘etik ilkelerin’ ve ‘delil’ olabilirliğinin sorgulanmasını gerektiren bir tartışmayı da fotoğraf kamuoyuna sunmaktadır. Türk Medeni Hukuku açısından değerlendirdiğimizde ise delillerin kesin ve takdiri deliller biçiminde sınıflandırıldığı; ses ve görüntü gibi bildiren materyallerin takdiri deliler sınıfında yer aldığı görülmektedir. Takdiri deliler keşif, bilirkişi, tanık olarak belirlenirken, bunların takdiri delil olarak adlandırılmasının gerekçesi, serbestçe hakimin takdir yetkisinde olması biçiminde ifade edilmektedir (Kuru, Arslan ve Yılmaz, 1992:341). Bu bağlamda Libya MIG23’lerin altında görülen ya da görüldüğü iddia edilen karartının delil olup olmadığı tamamen öznel bir yaklaşımı ifade etmektedir.

3 Örnek olarak süt damlasının sıçraması, silahtan çıkan kurşunun hareketini ve izlediği yolu gösteren fotoğraflar sayılabilir.

4 Bu deneyle bir yarış atının dörtnala koşarken ressamlarca gösterildiği gibi ayaklarının dümdüz olduğuna ya da ayağının birinin mutlaka yere değdiğine olan inanç çürütülmüştür. Muybridge, senkronize biçimde çalışabilirliğini sağladığı 12 kamera ile atın yürüyüşü esnasında bir noktada ayaklarının tamamının yerden kesildiğini ispatlamıştır. Deneylerine University of Pennsylvania adına devam eden Muybridge, 1884–1885 arasında yüz binden fazla görsel deney gerçekleştirmiştir. Bu süreçte 24 kameralı sistemle yürüme, koşma, top oynama, ayak parmakları üzerinde dönme, eğilme gibi pek çok hareketi analiz etmiştir. Muybridge’in 1880’lerdeki ilginç denemeleri arasında çıplak su dökünen kadın, çıplak kılıç sporcusu, çıplak disk atan adam, çıplak kriketçiye ilişkin görüntüler, 12–24 arası kameralar ile yapılan çekimler aracılığı ile saptanmıştır. Bu dönemde poz süresine ait hız saniyenin 1/500’üne kadar çıkabilmiştir. Bunlardan 781 adedi University of Pennsylvania tarafından ‘Animal Locomotion’ adıyla yayımlanırken, Muybridge de insani figürlere ait görüntüleri küçük albümler halinde yayımlamıştır. Yapılan deneylere olan katkısından ötürü hareketli fotoğrafın babası olarak anılan Muybridge sayesinde hayvan ve insan hareketleri incelenmiştir. Gerek insan gerek hayvan üzerinde, hareket esnasında görülen anatomik özelliklere yönelik gözlemlerin saptanması sonucunda fotoğrafın bilime katkı sağlayan bir araç olabilme özelliği kanıtlanmıştır.

 

Doç. Dr. Ali BAYRAKTAROĞLU (Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi)

 




Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.