Ana Sayfa > Projeler > Düğünde Killer Shot



Düğünde Killer Shot

BnG0071_e.jpg
Copy_of_berna_habib_wed_138.jpg
Copy_of_cem_sinem_wed_071.jpg
Copy_of_cem_sinem_wed_403.jpg
Copy_of_cem_sinem_wed_503.jpg

Copy_of_cem_sinem_wed_558.jpg
Copy_of_flower-catch3.jpg
Copy_of_serkan_selin_wedding_053.jpg
Copy_of_serkan_selin_wedding_143.jpg
Copy_of_serkan_selin_wedding_172.jpg

Copy_of_serkan_selin_wedding_367.jpg
Copy_of_serkan_selin_wedding_376.jpg
Copy_of_serkan_selin_wedding_398.jpg
DSC_0061.jpg
DSC_0080.jpg

DSC_0153.JPG
DSC_0292.jpg
DSC_0548.JPG
DSC_1323.JPG
DSC_1364.JPG

DSC_1541.JPG
DSC_8779.JPG
DSC_9018.jpg
DSC_9058.jpg
DSC_9148.jpg

DSC_9165.jpg
DSC_9166.jpg
DSC_9193.jpg
DSC_9364.jpg
S0081_e.jpg

alma_wedding_014.jpg
alma_wedding_2_173.jpg
dgp0123_e.JPG
dgp0215_e.JPG
erica_wed_402.jpg

erica_wed_458.jpg
formal0157_e.jpg
formal0183_e.jpg
gp0033_EB.jpg
gp0037_EB.jpg

gp0116_e.jpg
gp0129_e.jpg
img329.jpg
img332.jpg
matt_amber_wed_030-1.jpg

matt_amber_wed_035.jpg
matt_amber_wed_042.jpg
matt_amber_wed_049.jpg
matt_amber_wed_067.jpg
matt_amber_wed_098.jpg

matt_amber_wed_105-1.jpg
p0121_e.jpg
serkan_selin_wedding_334.jpg
serkan_selin_wedding_461.jpg

Düğünler Hakkında

 

Fotografa nasıl merak saldınız?
İstanbul’da sevdiğim güzel bir hayatım, güzel bir kız arkadaşım olmasına rağmen, yolcu gemilerinde çalışmak ve böylece dünyayı gezmek istedim. Yüzlerce kişinin katıldığı sınavlara, elemelere girdim. Daha önce hiç fotograf çekmemiş olmama rağmen, final seçimlerinde çalışacağım şirketin ana merkezi Miami’den gelen İnsan Kaynakları Müdürü Tom Long ve Trevor Goldsmith, “Senden çok etkilendik” dedi. “Ben de sizden ve şirketinizden çok etkilendim” dedim. Bir kaç hafta sonra arkamda gözü yaşlı bir sevgili, bir çok sokağında farklı güzel anıları olan bir İstanbul bırakmıştım. Sosyal ilişkilerimin kuvvetli olması, hızlı düşünmem, zaman zaman kendimi geri planda saklamam, zaman zaman da öne çıkmam gibi özelliklerim sayesinde genelde İngiliz ve Güney Afrikalı Müdürlerimden daha hızlı terfiler aldım. Gemi ortamında Bir Türk olarak ilerlemek zorken, ben zirveye doğru koşuyordum. Üniforma zorunluluğu varken, ben istediğim kıyafetleri giyiyor, kaptanın yanına kimse yaklaşamazken, ben partilerde kaptanla kadeh tokuşturuyordum. Hayatımın en renkli yıllarını gemide fotografçılık yaparken yaşadım.

 

 

Niye gemi fotografçılığını seçtiniz?
Aslında fotografçılığı seçmedim. Gemide yaşamayı ve çalışmayı seçtim. Bir gün Acapulco da çektiğim fotograflarımı basmak üzere laboratura gittim. 36 kare fotograf basmıştım. Fotograflara bakan, diğer fotografçı arkadaşlarım 36 karenin de otuzaltısının da çok başarılı olduğunu, kendilerinin 4 sene fotoğraf okuluna gidip, böyle fotoğraf çekemediklerini söylediler. Doğru yolda olduğumu anladım ve “Evet galiba ben fotoğrafçı olmaya başlıyorum” dedim.

 

  

Herhangi bir fotograf eğitimi aldınız mı?
3 ay AFSAD'a gittim. Kurs biter bitmez, gemi fotoğrafçısı seçilip, Miami’de dünyanın dört bir tarafından gelen amatör fotoğrafçılarla yoğun bir  fotoğraf, gemide yaşam ve müşteri ilişkileri eğitimi aldık. Bu eğitimden önce nota bilmeyen müzisyen gibiydim. Daha sonra gemide düzenli olarak Laboratuarda baskı, kimyasallar, kompozisyon, ışık, karanlık oda ve son dönemlerimde dijital fotoğraf eğitimleri aldım.

 

  

Nerede okudunuz?
American Hotel and Lodging Association adındaki Turizm Otelcilik okulunu bitirdim.

 

  

Aşk Gemisinden Las Vegas’a
3 sene yolcu gemilerinde fotoğrafçı olarak çalışıp, Fotoğraf Müdürü pozisyonuna gelmiştim. Bu terfiyle birlikte artık binlerce gemi yolcusunun fotoğrafını çekmek yerine sadece gemide gerçekleşen çok önemli düğünleri veya kaptan ve masasında oturan misafirleri çekiyordum.

 

      

 

Düğün kalmadı, Rodeo verelim!
Güzel bir meslek ve güzel bir hayata sahipken arkadaşlarımın hep bir ayağın karada olmalı dediği gibi ben de evlendikten sonra gemilere veda ettim ve karaya yerleştim. En büyük amacım iyi bir fotoğrafçı olmaktı ama acaba bunun için doğru yerde miydim? Las Vegas’a da evlenmiş ve bu işin yapılabileceği en iyi yer olan Las Vegas’dan, eşimin dedesinin işine yardımcı olmak için, nüfusunun yüzde 80 inin Navaho Kızılderililerin oluşturduğu 10 bin kişinin yaşadığı Gallup adında bir kasabaya taşındık. Büyük ümitlerle gittiğim kasaba meydanında sadece 3 tane fotoğraf stüdyosu vardı. Buradaki stüdyolara çalışmak için başvurduğumda, sahibi Zulu kabilesinden olan bir adam, bana bu aralar fazla düğün olmadığını ama önümüzdeki günlerde yapılacak rodeo festivalinde yarışacak kovboyları   çekebileceğimi söyledi.. Ben iyi bir düğün fotoğrafçısı olma yolunda giderken atacağım ilk adım rodeodaki ineklerin ve boğaların fotoğrafını çekmek olmuştu. Neyse orada yaşadığım altı ay boyunca zaman zaman rodeo organizasyonlarını, zaman zaman da düşük bütçeli Kızılderili düğünlerini çektim. Küçükken Kızılderili kovboy filmlerinde sempati duyduğum o Kızılderililerin bana verebileceği bir şey yoktu. Artık o kasabadan sıçramalı ve atılım yapmak üzere Amerikalıların saka olsun diye söylediği Snobbsdale asıl ismiyle Scottsdale’e taşındık.

 

    
 Kızılderililerden Jet Sete, Farklı Dünyalar
Scottsdale, estetikli memeleri, ince uzun bacaklı kadınları, son model arabaları, milyon dolarlık evleri, lüks alışveriş merkezleri ve sosyal ortamlarıyla Arizona eyaletinin Beverly Hills’iydi. Kendimi bir anda çok değişik bir dünyada bulmuştum. Şehirdeki yaklaşık 200-300 arası düğün fotoğrafçısı vardı. Kısa surede bu fotoğrafçıların bazılarıyla kontak kurdum ve çalışmalara başladık. Bu fotoğrafçılar genelde 1500-4000 dolar arası düğün paketleri satarken, kimi zaman 2, kimi zaman 3, hatta bazen 4 fotoğrafçı düğün çekiyorduk. Bu fiyatlar California da 15.000 dolarlara kadar yükseliyordu.

 

  

Kaçan gelin, kızgın papaz, huysuz golfçular
Ben damadı ve arkadaşlarının hazırlığını çekerken, ortağım Lilet gelin ve arkadaşlarının fotoğrafını çekiyordu. Erkekler her zaman rahat bir havadayken, kimileri tören öncesi içer, kimileri bilardo oynar, buna rağmen gelin ve etrafında müthiş bir stres olurdu. Saatler boyunca bitmek bilmeyen makyaj, saç, elbiseler, ayakkabılar, aksesuarlar  derken tam bir curcuna yaşanırdı. Bir keresinde Afgan pilotla evlenecek Amerikalı  bir gelin çekimlerin ortasında hiç bir şey söylemeden kaçıp gitmişti. Bu kaçışın nedeni de tören yerinde tam zamanında olmak ve konukları bekletmeme isteğiydi. Durumdan utanan Afgan damat  bana ve asistan fotoğrafçıya gecenin sonunda çok büyük bir bahşiş vermişti. Stresli gelinlerden başka bir sorun da kiliselerdeki papazlardı. Bazıları tören sırasında bizim resim çekmemizden hoşlanmaz  hatta buna izin vermezdi. Çoğu zaman flaşsız, uzaktan zoom lensle, gizli bir şekilde tören resimlerini çeksem de bir defasında yakalanmış ve çok kötü azar işitmiştim. Golf kulüplerindeki düğünlerde de kimi zaman golfçular zorluk çıkarırdı. O güzel yeşilliklerde biz damat ve gelini ölümsüzleştirmek isterken, onlar da oyunlarının bölünmesini istemezdi.

 

  

Uzolu, Tekilalı, Haremlik Selamlık ve 16 saatlik uzun düğünler
Sinirli papazlara, çekimi bırakıp kaçan geline, anlayışsız golfçulara rağmen  bu isten her zaman müthiş zevk aldım. Ortalama bir düğün 7-8 saat sürerken  Hint, Vietnam gibi Uzak Doğu düğünleri, çoğunlukla sabah 8 de başlayıp, gece yarısı biterdi. 16 saatlik çekim yaptığımız yorucu  düğünler olmuştu ama biz her zaman klasikleşmiş Amerikan düğünlerinden farklı şeyler görmenin beklentisi içindeydik. Uzo içilen Yunan, Tekila içilen  Meksika düğünlerinde, son kısımlara doğru ayık bir kişi görmek zordu. Haremlik ve selamlık  Filistin düğünlerinde kadınların utangaçlığı işimi zorlaştırmış olsa da bir kaç saat sonra, artık çok daha rahat poz vermeye başlamışlardı. O düğünün güzel yanı kıvrak Arap müzikleri ve bana ikram edilen lezzetli baklavaydı.

 

 
Dört dörtlük fotoğraf yoktur varsa da Sebastiao Salgado'dur
Fotoğrafçılar genelde fotoğraf çekerken büyük bir yoğunlaşma içindedir çünkü her şey “an”ı yakalamak üzerine kurulmuştur. Bazen an yakalanırken ışık yetersiz, bazen an ve ışık mükemmelken bu sefer kadrajda zorlanabilirsiniz. Ani yakaladınız, ışık, kadraj her şey mükemmel, bu seferde bu resimde gerçekten duygular var mı diye sorarsınız? Bence dört dörtlük fotograf yoktur, her zaman bir şeyler eksik olacak ve fotoğrafçı her zaman bu sanatsal kaygıları yaşacaktır. Fotograf çekmekteki en büyük  kaygı da, aynı mizahçılarda olduğu gibi daha önce yapılmamış bir espriyi bulmaktır. Yeri gelince bir duvarın üstüne çıkar, yeri gelince bir duvar deliğinin arkasından veya arabanın penceresinden, sağdan-soldan yukarıdan- aşağıdan çekip değişik açıları yakalamaya çalışırsınız. Bir gün, gene bir Amerikan düğününde, sıcak bir günde yere yatıp  değişik bir açıdan  fotoğraf çektim. Sonuç başarılıydı ama ben yere yatınca, gelinin babası sıcaktan bayıldığımı düşünmüş ve bana su getirmişti. Hepimiz bu olaya çok gülmüştük.

 

  

Demir, Çimento yerine Gözyaşı, Tango ve Gülücükler
Gelin ve damat o günün en önemli kişisidir. Özellikle de gelin. Gelin ve fotoğrafçının diyalogu çok önemlidir çünkü ben rejisörken gelin başrol oyuncusudur. Bu fotoğraf çekimlerini bazen film çekimi gibi düşünürüm. Mesela gelinin mutluluğunu kıskanan gelinin bazı arkadaşları kötü karakterler gibidir. Bu karakterler dışında etrafta birçok figüran vardır. Bunların hepsini aynı anda gözlemlersiniz çünkü hiç beklemediğiniz bir anda size samimi bir gülüş, kadeh kaldırma, başka bir figüranla el şakalaşması gibi malzemeler verebilirler. Bir inşaatın malzemesi demir, çimento ise bu işteki malzemeler küçük bir detay, ağlayan bir kadın, iki kişinin birbirine sarılması, tango yapan bir çiftin hareketlerindeki kıvraklık gibi pek de elle tutulmayan şeylerdir.

 

 

 

Düğün değil Hisseli Harikalar Kumpanyası
Bence düğünler dünyanın her yerinde aynidir, tıpkı tüm kadınların ayni olduğu ama hepsinin de özel olduğu gibi. Amerikan düğünleri sanki 5 yıldızlı bir otelin animasyon takiminin yarattığı atraksiyonlar, sanki Hisseli Harikalar Kumpanyası gibiyken, bizim düğünler biraz daha sadedir. Amerikan düğünlerinde ortasında gelin ve damadın oturduğu uzunca bir masa vardır. Bu masanın diğer üyeleri gelin ve damadın en yakin arkadaşları olup, hepsi ayni tarz, ayni renk kıyafet giyer ve bu masa diğer tüm davetlileri görecek bir şekilde onlara donuktur. Aksam yemeği başlamadan önce damat ve gelin in arkadaşları şampanya kadehi kaldırıp, çocukluk veya akademik hayatlarıyla ilgili anılar anlatıp, evlenen çiftlere mutluluklar dileyerek, konuşma yaparlar. Yemek bittikten sonra gelin ve damat ilk dans, daha sonra gelin ve babası, damat ve annesi dansları yapılır. Bu danslar bitince tüm davetliler dans eder ve gecenin dj i veya sunucusu 10 seneden fazla evli olanların dansa devam edeceğini diğerlerinin dans pisti dışına çıkmasını rica eder. Bu 15, 20, 30 ve 40 seneden fazla evli olanların elenmesine kadar devam eder. Salonda en uzun sureli evli çift seçilir ve onlar dans eder. Okullarda örnek öğrenci seçilmesi gibi bir şey herhalde. Bakin yani 48 sene evli kalmışsınız ve bunun ödülü salondaki herkes size imrenerek bakıyor. Daha sonra para dansı baslar, damadın önünde bayanlar, gelinin önünde baylar sıra yapar ve aşağı yukarı yârim dakika dans edip, damada bayanlar, gelinede baylar para verir. Bu para genelde 1 dolar gibi sembolik bir şeyken, bazen 5,10 veya 20 dolar verenlerde olur. Tüm davetliler gelin ve damatla dans etme şerefine erdikten sonra en heyecanlı kısma gelinir. Davetteki tüm bekâr bayanlar çağırılır ve gelin arkasını dönerek onlara çiçeğini atar, kimi düğünlerde kıyasıya  saç saça başlasa mücadele olurken, kimi düğünlerde bu eğlence sakin geçer. Bu tip  atraksiyonlar artik bizim düğünlerde de yapılmaya başlandı. Bence, artik gelinin damadın ayağının üstüne basması dışında da renk getirecek şeyler yapılmalı. Gene bir amerikan düğününde aşırı alkol alan damat ve arkadaşları piramit yapmaya çalışmış ve herkese çok eğlenceli dakikalar yaşatmışlardı. Düşünsenize en altta dört kişi, onun üstünde üç ve onun üstünde iki seklinde gidiyor. Sanki 19 Mayıs spor ve gençlik bayramı gösterileri...

 

  

 

Nikâh şahidim foklar, nikâh memurum Elvis Presley
Her düğün ayrı bir hikâye, her düğün ayrı bir mutluluktu. Alaska da helikoptere binerek sadece helikopter pilotu, damat gelin ve nikâh memurundan oluşan buzulun üstünde çektiğim bu çok soğuk ama  çok orijinal, davetlilerin sadece foklardan oluştuğu buzullar üstündeki  düğünden, Las Vegasda nikâhı kıyan Elvis Presley kostümlü nikâh memurunun kıydığı düğüne kadar birçok düğünde fotoğraf makinesinin arkasında bulundum. Gördüğüm tüm düğünler çok duygusal ve anlamlıydı ama fotoğrafçının duygulara yeri yoktur. Fotoğraf çekmeyi bırakıp, ağlayamazsınız veya halay çeken gruba dâhil olup dans edemezsiniz çünkü göreviniz bu anları yakalayıp, deklanşöre basmaktır. İyi bir düğün fotoğrafçısı çok duygusal olan ama duygularını kontrol edebilen fotoğrafçıdır.

 

  

 
 

İyi bir fotoğrafçı
İyi bir düğün fotoğrafçısı en az damat kadar şık ve prezentable olmalı, davetlilerle iyi iletişim kurmalı, gerekirse saatlerce yemek yemeden su içmeden gelin ve damadın peşinden ayrılmayarak onların gölgesi olmalı, yeri gelince oteldeki temizlikçilerden birini ikna edip, otelin 12. katındaki bir odaya çıkıp tören alanını yukardan çekmeli, çekilen karelerin arkasındaki backgroundları iyi kullanmalı, güneşin batışını, ışığın nasıl düştüğünü veya düşeceğini hesaplarken, fotoğrafı çekilen kişi veya kişilerin hangi psikolojide olduğunu bilmelidir. İyi bir fotoğrafçı olup olmadığınız grup çekimlerine de bağlıdır.45 kişilik bir grubun fotoğrafını çekerken, eğer 45 kişide kameraya bakıyorsa, bu 45 kişiden 45 ininde yüzünü net bir şekilde görebiliyorsanız, iri kişileri arka plana atmış, kısa boyluları öne çıkartmış ama bunu yaparken kimseyi kırmadan yapmış, bu grupta gözlük takanların hepsinin gözlüğünün parlayıp parlamadığını kontrol etmiş, elinde gereksiz aksesuar olan kişilerin aksesuarlarını almış ve saklamış, esprilerinizi arka arkaya patlatarak, insanların rahatlamasını sağlayarak bu işi 3 dakika gibi bir sürede yapmışsanız o zaman doğru yoldasınız.

 

  

 

Renkli insanlarımız ve renkli düğünlerimiz
Dünyanın dört bir tarafında düğün çekmiş biri olarak Türk düğünlerinin her zaman çok daha özel olduğuna inanırım. Türk düğünlerinde eğer davette 200 kişi varsa, bu kişinin 150 kişisinin halay çektiği anlar yaşanır. Halaya katılmayan 50 kişide ya yaşlılardır, ya da küçük çocuklardır. Aynı şekilde 6 bayanın aynı anda tuvalete gidip davetteki kişiler hakkında fikir alışverişi yaptığı yegâne düğünler Türk düğünleridir. Bizim düğünlerimizde belki bir amerikan düğünü kadar toplu halde yapılan atraksiyon yoktur ama düğündeki her karakter zaten aslan sütüyle alınmış bir enerjiyle tek başına bir şovdur. Renkli insanlarımızla, en renkli düğünler Türk düğünleridir…

 

 

 

 

Düğünde Killer Shot Yakalamak...

RÖPORTAJ :YILDIZ ÇELİK

Efe Babacan, genç, dinamik kararlı bir fotoğrafçı... Uzun yıllar yurt dışında yaşadıktan sonra ülkesi Türkiye’ye geldi... O şimdi yurt dışında edindiği, fotoğrafçılık ve insan ilişkilerindeki birikimlerini ülkesinde paylaşıyor. Ülkemizde de yeni yeni gelişmekte olan düğün fotoğrafçılığı yapıyor. Onunla tecrübeleri, izlenimleri, çalışmaları ve hedefleri hakkında bir söyleşi yaptık..




Fotoğrafa başlamanız nasıl oldu? Dünyayı gezerken fotoğraf merakı nasıl profesyonelliğe dönüştü?
 
Üç sene Berlin ve üç sene Paris'te yasadım. Bu süreçte sadece amatör fotoğraflar çekerken, daha sonra yolcu gemilerinde yaşadığım üç sene boyunca profesyonel olarak fotoğraf çekmeye başladım. Çektiğim fotoğraflardaki yaratıcılık, sadelik, ışığı iyi kullanmam, kadraj ve kompozisyondaki titizliğim, doğru zamanlamalarla yakaladığım anlar insanların dikkatini ve beğenisini çekti. Etrafımdakiler bana ya komedyen ya da fotoğrafçı olmam gerektiğini söylediler. Bende gerçekten komik biri olmadığım gerçeğiyle yüzleşince, fotoğrafçılığa ağırlık verdim.


 

Farklı ülkelerde yaşadınız... Bu yaşadığınız ülkeler onların kültürleri, yaşantıları fotoğrafınızdaki algılamalarınıza neler kattı?

Değişik kültürlerden gelen insanlardan değişik şeyler öğrenmek vizyonumu genişletti. Hep aynı kültürde kalıp, aynı insanlarla diyalog kurunca, insan kendini fazla geliştiremediği gibi, hayat da monotonlaşıyor. Benim genelde maceraperest, gezgin bir hayatım oldu. Sonunda yerleşik düzene geçtim ve yıllar boyu edindiğim tecrübelerimi hem fotoğraf konusunda hem diğer konularda değerlendirmek istiyorum.





Türkiye’de yeni yeni bilinen düğün hikaye diye de adlandırdığımız düğün fotoğrafçılığı yapıyorsunuz.. Fotoğrafın bu alanını nasıl ve neden seçtiniz..? 


Düğün fotoğrafçılığı çünkü insanlarla rahat diyalog kuruyorum. Düğün dışında her türlü portre, organizasyon, kurumsal davet fotoğrafçılığı da yapıyorum. Mesela bir ürün çekimi bana haz vermiyor çünkü ürün hareket etmeden orada duruyor ama bir düğünde veya davette tango yapan bir çifti izleyerek, şarkının sonunda erkeğin kadının belini bükerek estetik bir hareket yapması veya ağlayan kadınların birbirine sarıldığı an, patlayan şampanya karşısında insanların heyecanını ve gülücüklerini görüntülemek çok daha eğlenceli. Özellikle zor koşullarda çalışan muhabirler veya bombalar arasında çalışan savaş fotoğrafları çeken kişiler benim gözümde kahramanlar. Oysa düğünler bazıları için son derece stresli olsa da, benim için çok eğlenceli. Bir çiftin hayatlarının en önemli gününü belgelemek ve o fotoğraf  karelerini ölümsüzleştirip geleceğe taşımak size verilmiş önemli bir görev.Bu görevi  iyi bir şekilde tamamladığımı düşündüğüm için düğün fotoğrafçılığı. Ürün, katalog çekimleri gibi işler gelince başka fotoğrafçıları öneriyorum. Güven kazanmak para kazanmaktan daha önemlidir. Düğün fotoğrafçılığı da diğer fotoğrafçılık dallarından daha önemli bence... Çünkü sadece bir defa gerçekleşecek anların fotoğrafını çekiyorsunuz.


 
Aslında Amerika’da uzun yıllardır var olan düğün fotoğrafçılığı,  bizdeki düğün fotoğrafçılığı anlayışında çok farklı... Orada da bir sure düğün ve organizasyon fotoğrafçılığı yaptınız. Amerika ‘da düğün fotoğrafçılığı yaptığınız sürede nasıl tecrübeler edindiniz?
 
Amerika'da bu işi Peter Jordan, Lilet Hamp gibi büyük ustalardan öğrendim. Tarzımı, çalışkanlığımı ve yaratıcılığımı çok beğendiler. Bugün hala benim fikirlerimi kullandıkları oluyor. Ben onlardan o kadar çok şey öğrenirken, benim de onlara yeni fikirler vermem farklı kültürlerden gelen tarzları birleştirerek ortaya güzel bir sentez sundu. Zamanla birbirimize öyle alıştık ki, çekimlerde sadece bakışlarımızla konuşmaya başlamıştık. Bazen çekim yapılan yerde, bir noktadan diğerine koşarak orada gelişen enstantaneleri yakalamak lazımdır.400 kişilik bir davette bazen 2, bazen 3 fotoğrafçı çekim yaptığımız grubu çok iyi izleyerek, en ufak ayrıntıları kaçırmadan takım ruhuna sahip bir şekilde çalıştık. Bu düğünler veya organizasyonlarda değişik kültürlerin ve insanların fotoğrafını çekmem benim için büyük bir tecrübe oldu. Türkiye'de çok iyi düğün ve organizasyon fotoğrafçıları var ama benim farkım Amerika' dayken Hint, Vietnam, Kamboçya, Filistin, Meksika, Yunan, Amerikan, Kızılderili gibi değişik milletlerin düğün fotoğraflarını çekmem, farklı bir tarzımın ve bitmeyen bir enerjimin olması.16 saat süren Hint düğünlerinde yorulduğumu ertesi gün anladım. Bunlar hep tatlı yorgunluklardı, değişik ortamlarda bulunup, yeni şeyler öğrenmek bu sürecin en güzel tarafıydı zaten.


 
Düğün fotoğraflarını çekerken, sizin için önemli olan nedir?  

Ön plana çıkarmak istediğim öncellikle gelinin güzelliği. Her gelin, düğün günü dünyanın en güzel kadını olduğunu ispatlamak ister. Bunu ispat edecek kişide fotoğrafçıdır. Bu önemli bir misyondur ve hassas dengeler üzerine kurulmuştur. Türkiye'de evlilik fotoğraflarında genelde gelin damada bakar, damat geline bakar ve belli bir noktada yaratıcılık biter. Ben gelinin güzelliğini ön plana çıkardıktan sonra, her bir fotoğraf karesinin yaratıcı olmasına ve o düğün, sanki dünyanın en eğlenceli düğünüymüş havasını yaratmaya çalışırım. Eğer bir gökdelenin fotoğrafını çekiyorsanız, o gökdeleni en iyi açıdan çekip, camlarına bulut efekti koyarak, derinlik hissi verirsiniz ama düğünlerde ne belli bir açı vardır, ne de belli bir efekt. Her an her şey olabilecekken, tüm duyguları ve özel anları ön planda tutmanız gerekmektedir.


 
Düğünlerde ve davetlerde fotoğraf çekerken, farklı milletlerden insanlarla karşılaşıyorsunuz.. Yabancı düğünler ve yerli düğünlerdeki farklılıklar olarak mı düşünerek çekime başlarsınız yoksa, kişileri anlamaya ve onların tepkilerine göre mi çekim yaparsınız?


Genelde herkes fotoğraf çektirmeyi seviyor. Fotoğraf çektirmeyi sevmeyen zaten bunu vücut diliyle belli ediyor ve o kişinin yanına yaklaşmıyorsunuz. Türk olsun yabancı olsun, herkesin beklentisi güzel fotoğraflar çektirmek. Amerika'da fotoğrafçı olarak daha çok krediye sahipsiniz. Herkes sizi dikkatli bir şekilde dinliyor ve son derece uyumlu davranıyor. Türkiye'de ise insanlara poz verdirirken zorlandığım anlar oluyor çünkü evet lütfen böyle yapın, şöyle durun dediğim zaman, zorlananlar oluyor. Türkiye'de fotoğrafçıdan beklenti daha düşük olduğu gibi, bazı kişiler tarafından uyum da daha düşük olabiliyor. Kendimi zaman zaman rejisör gibi hissediyorum.2 veya 3 saat hiç durmadan, böyle yapın, şöyle durun diyerek fotoğraf çekiyorum. Daha önce hiç çekilmedikleri tarzda benim tarafımdan fotoğraf çektirilen kişiler hemen havaya girerek, evet bir de şöyle yapalım diyerek onlar da bana fikir veriyorlar ki, bence uyum burada tamamlanırken, beklentilerde tatmin edilmiş oluyor. Belki ülkeden ülkeye göre değil de insandan insana göre karşılaştırmak daha doğru olabilir.


 
Türkler gelenekselliğin dışına çıkabiliyorlar mı, sizin yönlendirmelerinize uyum sağlayabiliyorlar mı?

 
Zaten çekimlerde geleneksellik de oluyor ama onlara haydi biraz da şöyle yapalım diyorum. Zaten ortada ağır bir senaryo ve zor bir çift varsa, direk konuya girmiyorsunuz, önce biraz geleneksel gidiyorsunuz, zamanla damat ve gelin size alıştıkça ve güvendikçe, değişik tarzlara doğru yelken açılıyor. Bir satranç oyunu gibi bir çok şey taktiksel olabildiği gibi, aynı zamanda iyi bir doğaçlamacı olup, hızlı düşünmeniz ve davranmanız gerekebilir aksi takdirde geleneksel kalıplarda sıkışıp kalırsınız. Gelenekleri korurken, her zaman yeniliklere de açık olmak gerekir.


 
Sizi etkileyen, en iyi kareleri ne zamanlar yakaladığınızı düşünüyorsunuz?

En çok zevk aldığım anlar, eğlencenin en yüksek seviyede olduğu anlar. Halay çeken insanları, şakalaşmaları, gülücükleri, duyguları çok güzel ifade edebilecek kareleri yakalayınca bu işten gerçekten büyük keyif alıyorsunuz. Bu anları yakaladığınızda, gol atan futbolcu gibi seviniyorsunuz,   Amerikalıların dediği “killer shot” yani öldürücü vuruşu yapmış, öldürücü kareyi çekmiş oluyorsunuz. Aslında öldürücü değil, sanki yeniden doğmuş veya bir şeyi yaratmış gibisiniz. Bazı fotoğrafçılar çok sevdiği fotoğrafları çocukları gibi görürler. Bu başkalarına ilginç gelebilir ama bu duyguyu en iyi fotoğrafçılar anlar.


 

Fotoğrafçılığınızın dışında başka uğraşlarınız var mı?..


Ben tam bir futbol hastasıyım ama düşündüğünüz gibi maç seyredip, pozisyonlar üzerine tartışmayı değil, sadece oynamasını seviyorum. Fransa ve Amerika’da amatör ligde oynadım. İyi bir ofansif orta saha oyuncusuyum. Futbol sahalarında en iyi özelliğim hızlı düşünüp, fırsatçı olmam zannederim. Aynı özellikleri fotoğraf çekerken de kullanıyorum. Etrafımdaki her şeye daha iyi bir fotoğraf karesi çekmek için, fırsat gözüyle bakıyorum.



Fotoğraf çekerken ilginç maceralarınız olmuştur. Sizce başınızdan geçen en ilginç macerayı veya maceraları anlatır mısınız?

Varoşlara, getto dediğimiz tehlikeli yerlere giderek çektiğim fotoğraflar var. Uyuşturucu satıcıları, esrarkeşler ve kriminal tipler tarafından kovalandığım çok olmuştur. Böcek veya fare görünce sandalyenin üstüne çıkan bir tip de olsam, bu tarz yerlere hiç çekinmeden, gidip fotoğraf çekerim. O tarz adamların yapısını, kültürünü tanımam artı benim rahat davranmam bir araya gelince fazla problem yaşamadım. Problem yaşamadım derken, kafama taş atan, üzerime saldıran tipler oldu. Hızlı koşmak birçok defa hayatımı kurtardı…
Bir diğer ilginç olay ise, gemide çalışırken, İrlandalı bir çift oyuncak ayılarının fotoğrafını çekmemi istedi. Ben hiç şaşırmadan çektim. Daha sonra ertesi günlerde, aynı çift oyuncak ayılarını bir gün smokin giymiş, bir gün çiçekli gömlek giymiş şekilde getirdi. Bu sefer de hiç tereddüt etmeden ayının pardon Eddy’ nin fotoğraflarını çektim. Adı Eddy imiş, akrep burcu ve çilekli dondurma severmiş gibi bir şeyler anlattılar. Sanılanın aksine son derece aklı başında sempatik bir çiftti. Oyuncak ayının belki manevi değeri çok yüksekti, belki de çocukları olmuyordu, kim bilir. Neyse yolculuklarının son günü tüm fotoğrafları satın aldılar. Bu da bir hizmet sektörü olduğu için sadece müşterinin dileğini yerine getirdim ve sonuçta tüm fotoğraflar satıldı.



Lens ve kameralar?
 
Nikon D200 kamera ve 28-70mm, 70-200mm 2,8, 35mm 2,8 kullandığım başlıca lensler. Büyük bir Nikon tutkunuyum. Başka kamera çok sıra dışı bir durum olmadığı sürece kullanmam. Biz Nikoncular olarak Canoncu fotoğrafçılarla zaman zaman takım kavgası gibi, bizim kameramız daha iyi şeklinde kavga etmişliğimiz vardır.




Türkiye de yeni gelişen düğün fotoğrafçılığı sektörüne katkılarınız mutlaka oluyor.. Önümüzdeki yıllar içinde fotoğrafla ilgili hedefleriniz nelerdir..


Bundan sonraki hedefim Türkiye'nin ilk Magnum fotoğrafçısı olmak. Magnum fotoğrafçıları dünyanın en iyi fotoğrafçılarının cemiyetidir. 12 sene yurtdışında bulunan biri olarak, en büyük üzüntüm, bir çok sanatçımızın Kapıkule’yi geçince  tanınmaması ve isimlerini dünyaya duyuramamasıdır. Bunun dışında bir diğer hedefim de İstanbul'da bir alışveriş merkezi gibi, ama sadece fotoğrafla ilgili dükkanların, stüdyoların, müzenin, hediyelik eşya dükkanlarının ve sergilerin bulunduğu büyük bir fotoğraf platformu yaratmak. Bu platformun gelirlerinin bir kısmını da, daha fazla okul açarak, imkanları kısıtlı çocuklara burs vererek kullanmak. Günümüz Türkiye’ sin de, kültür merkezleri, tiyatrolar, sanat galerileri kapanırken, sadece yeni alışveriş merkezleri açılıyor. Ne yazık ki, insanımız fikir alış verişi yapmak yerine, sadece üst baş alışverişi yapıyor.



Düğün fotoğraflarından başka tarz fotoğraf çalışmalarınız var mı?

Evet, düğün dışında yaş günü partisinden tutun da, parti, kurumsal davetler olmak üzere her türlü organizasyon fotoğrafları çekiyorum. Zaman zaman mekân ve ürün fotoğrafları çektiğim de oluyor.


 
Etkilendiğiniz fotoğrafçılar var mı?
Sebastiao Salgado en favori fotoğrafçım.



Fotoğrafçı olmasaydınız ne olmak isterdiniz...?

Eski devirlerde yaşayan gezgin bir korsan olmak isterdim. İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet veya Hunların Atilla’sı, Cengiz Han gibi savaşçı liderlerden biri olmak isterdim. Bir de rakı şişesinde balık olmak isterdim.



E-mail:efebabacan@yahoo.com
www.efesphotography.com
www.efebabacan.com

Proje sahibine iletmek istediğiniz mesajı form aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Adınız:[ ! ]
Soyad:[ ! ]
E-Mail:
Konu:
Mesajınız:
Onay Kodu: Captcha
Onay Kodunu Girin:[ ! ]
 



Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.